yanılmıyorsam alıntıladığım ileti görselinde yer alan bu fotoğraf Mustafa Kemal'in zamanında, temmuz-eylül 1919 arasında, yaklaşık iki ay ikamet ettiği erzurumdaki evin müzeye çevrilmesi sonrasından.. Mustafa Kemal, şimdilerde ileti görselinde kendisinin fotoğrafının yer aldığı bu evde bizzat ikamet ettiği zamanlarda, 8 temmuz günü vahdettin adına ali fuat -türkgeldi- beyden bir telgraf alır.. kendisine gelen telgrafta vahdettin, onun anadoludaki çalışmalarının ingilizler tarafından yanlış anlaşıldığını ve ingilizlerin istanbul hükümetine kendisinin faaliyetleri yüzünden büyük baskılar yaptıklarını ifade eder.. vahdettin, ingilizlerin Mustafa Kemal'e karşı onur kırıcı bir harekette bulunmayacaklarına dair kendisine kesin söz verdiklerini belirtir ve, 'istanbula dönmeniz için tereddüt edilecek bir neden kalmamıştır.' diyerek de Mustafa Kemal'in bir an önce istanbula dönmesini ister.. Mustafa Kemal, vahdettinin bu son önerisine cevap vermeden önce, vahdettinin onayladığı bir karar ile ordu müfettişliği görevinden azledilmiştir oysa.. 8 temmuzu 1919u, 9 temmuza bağlayan gece ali fuat -türkgeldi- Mustafa Kemal'i makine başına çağırır. Mustafa Kemal de, rauf -orbay- bey, bitlis valisi mazhar müfit -kansu- bey ve erzurum müdafaai hukuk cemiyetinden bazı üyelerle birlikte postaneye gider.. ali fuat -türkgeldi-, Mustafa Kemal'e o sabah gönderilen şifre telgrafı alıp almadığını sorar.. Mustafa Kemal, şifrenin çözülmekte olduğunu bildirir ali fuat -türkgeldi- beye.. ali fuat -türkgeldi- bey, Mustafa Kemal'e şartlar gereği yüksek görevlerine son verildiğini açıklar ve istanbula dönmesinin vahdettinin emri olduğunu hatırlatır.. Mustafa Kemal ise olacak olanların çoktan farkındadır.. Mustafa Kemal, havza ve amasya sonrası aklında olanları artık söyleme zamanının geldiğini
Mustafa Kemal Atatürk

Zeynep

@Zeyarles
·
Hatıraların ardında
Zaman geçer, fotoğraflar sararır; fakat bazı bakışlar bir milletin hafızasında daima canlı kalır.
Mustafa Kemal Atatürk
Shinrin-yoku / Yoku Defterleri
İnsan bazen temizlenmek için suya ihtiyaç duymaz. Bazen kendi içindeki ağır sesi azaltacak başka bir varlık arar. Ne açıklama ister, ne çözüm. Sadece bir süreliğine kendisiyle baş başa kalabileceği ama kendinden kaçmak zorunda olmadığı bir alan. Japonların buna verdiği güzel bir isim var. Shinrin-yoku. Ormanın içinde yürümek. İlk duyduğumda, bunun ağaçlarla ilgili olduğunu sanmıştım. Sonra fark ettim ki mesele ağaç değildi. Orman, insanı değiştirmeye çalışmadan ona iyi gelen ilk şeylerden biriydi. Bir süre içinde kalıyorsun. Kimse sana nasıl yaşaman gerektiğini söylemiyor. Kimse seni yargılamıyor. Kimse senden daha güçlü, daha başarılı, daha mutlu olmanı beklemiyor. Ve sen, hiçbir şey olmaya çalışmadığın o kısa zamanın sonunda, biraz daha kendin olarak çıkıyorsun. O gün aklıma şu soru düştü Acaba insanın başka banyoları da var mı? Suyu olmayan… Ama ruhu yıkayan… Belki iyi bir dost… Belki güven… Belki bir kitap…
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yüce Allah’ın adaletindeki o muazzam inceliğe hayranım:🫠😊Kulun Kendisine karşı işlediği günahı affetmeyi kendi şanından sayıyor da, kulun kul ile yaşadığı en ufak kırgınlığı, sızıyı kul hakkı ilan edip oraya ben karışmam,git helallik al diyerek kulu kula muhatap kılıyor.👌
Duygu ve Düşünce
Alnını secdeye koyarken kibirlenir... Kıldığı namazın onu cennete taşıyacağını zanneder; Ama diliyle kırar , yıkar, incitir, hakkı yer, zulmeder, iftira atar, kul hakkını hiçe sayar. Sonra da kendini "temiz kalpli" ilan eder. Oysa secde, insanı başkalarından üstün görmek için değil; Nefsini yere indirmek içindir. İbadet, insanı merhamete, adalete ve güzel ahlâka ulaştırmıyorsa, sadece beden eğilmiş, kalp hâlâ dimdik ayaktadır. Allah katında değer, çok ibadet etmekle değil; İbadetin insana kazandırdığı edep, tevazu ve kul hakkına gösterilen hassasiyetle ölçülür... Çünkü kırılan bir gönlün hesabı, bazen uzun secdelerden daha ağır gelir. SARYA
Alıntı
Uzun samadır yoktum demişler ki kral öldü, şimdi yazsınlar madem, kral zaten cumhuriyeti ilan etti.
O yüzden hepsi Deniz Göktaş'ın tutuklanmasını ister.
Ülke o kadar vasat, o kadar tekdüze ki herkes kutsadığı, yücelttiği şeyi dokunulmaz ilan ediyor. Bu yüzden en basit eleştiriyi bile ölümcül bir saldırı gibi algılıyor. Sözün özü, cehalet ne kadar büyürse putlar da o ölçüde büyür.