Günübirlik hayatlar, Irvin Yalom un Psikiyatri seanslarında danışan olarak ona gelen hastaların hikayelerinden oluşuyor.
kitapta yaklaşık on adet öykü var, kimi uzun kimi kısa.
Seansların ana temaları, yalnızlık, yaşlılık, ölüm ve kendini bulma gibi konular üstünden ilerliyor
Hastalardan biri kendini önemli hissetmek için, bir diğeri gerçeklik algısını düzeltmek için, ya da başka bir hasta kendisinin iyi yönüyle tanışmak için seanslar alıyor.
Artık yazamayan bir yazarın tekrar yazma yetisine kavuşması, ya da ölüm döşeğinde olan bir kanser hastasının Çevresine ölüm konusunda öncülükk etmesi gibi konularda bu hayatlara Tanıklık ediyoruz.
konuların ana teması yaşlılık, hastalık, ölüm.
Ana tema bu olmasa da, her seansta yine yaşlılıktan tükenmiş ya da tükenmekte olan hayattan bahsediliyor.
Tabii ki konuşulması normal konular ancak bir terapi kitabı okurken seansları anlatılacağı yahut aktarılacağı bir kitap okuduğumuzu bilirken daha değişik konular, daha enteresan saptamalar beklerdim.
Edebi olarak kitaptan bir şey beklemek çok iyimser olur, çünkü romanın esas hedefi Yaz arca enteresan bulunmuş ilginç seansları okuyucuya aktarmak.
Ancak konuların dönüp dolaştığı yer ölüm ve yaşlılık olunca hem Okuyucuda karamsarlık bırakıyor, hem de beklentiyi karşılayamıyor.
Son hikayedeki seansta marcus aurelius tan Alıntılar yapılıyor, romanın en güzel seansı kısmı da burası zaten.
Romanda adını zaten buradan bir alıntıdan oluyor.
"Hepimizinki Günübirlik hayatlar, hatırlayanın hatırlayandan farkı yok"
"Her şeyi unutacağın, Ve her şeyin seni unutacağı günler yakın."