Bir insanın kaderi, dağdaki patika gibidir: Bazen çıkar, bazen iner, bazen de dibi görünmeyen bir uçurumun başına gelip durur. İnsan tek başına böyle bir yolda ilerleyemez, ama birleşenler, birbirine omuz verenler her engeli aşarlar.
Bu aziz vatanda, adam gibi yaşamak varken, neden kavga? Neden düşmanlıklar? M. Akif in söylediği gibi: "Önce cehaleti ortadan kaldırmalıyız. Çünkü düşmanlarımızı bize üstün çıkaran el, bizim cehaletimizdir!"
Yazarın burada dipnottaki benzetmesi beni çok etkiledi;
Sedrettin Konevi nin Mevlana Celaleddin'e Ahi Evren (Nasrettin hoca) ile olan mahkemesinde kadı makamından sorduğu soru ;
"İmdii, Celâleddin..." diye başladı konuşmaya. Herkesin merak ettiği soruyu yekten sordu:
"Sen bu Tatar kavmini sever, sayarsın. Onlarla savaşmayalım, birlikte yaşayalım, dersin. Dün de böyleydin, bugün de aynısın. Bak işte geldiler, yirmi sene oldu, Ahlat'ı, Erzurum'u, Sivas'ı, Kayseri'yi talan ettiler. Hele bir yol açıkla, ne sebeple bu zulme ortak olursun? Tatar seni niçün bu kadar korur, No- yan niçün cümle zaviyeleri sana bağlar?" ²⁸
Dipnot; ²⁸;Konevi'nin Mevlâna'ya sorduğu sorunun benzerini altı asır sonra Mithat Paşa ile birlikte Sultan Abdülhamid'i devirme planla- rı yapan dönemin Mevlevi postnişinine sormak isterdim. Nitekim Sultan Alaaddin Keykubad ile Sultan Abdülhamid'in tarihimizdeki izi çok benzerdir. Biri öldürüldüğünde Selçuklu Devleti'nin, diğeri tahttan indirildiğinde Osmanlı Devleti'nin sonu hazırlanmış oldu. Asırlar sonrasına ait olacak bu cevabın, Mevlâna'nın cevabı kadar tatminkâr olmayacağını düşünüyorum.
Bireysel idrak bugünden yarına oluşmuyor. Sistemleştirilmiş malumatı kılçıklarından ayırmak sabır, "gerçek"e ulaşmak cesaret ve zaman istiyor. Ne varki zaman rahat ve huzurlu olma zamanı değil.Zaman gecemizi gündüzümüze katma zamanı