(Feylesofların) problemlerinden bir tanesine vakıf olduğun zamqn, bir feylesof yahut kelamcı veya mütefekkir yahut hangi ilimde olursa olsunbir kimse bunları zikr etmiş ve ettiklerine de inanmış diye, bunları tekrar eden, aktaran muhakkık (araştırıcı) bir sufi için, feylesof (olmuştur) ve feylesofların d'ini yoktur demeyiniz. Zira dinsiz olarak da bir feylesof, bunları söylemiş olabilir. Şu halde ey kardeşim sakın gafil olma : Çünkü bu (nevi bir) söz (=iddia), tahsili olmayan bir kimsenin sözüdür: Feylesofun bütün bilgileri batıl (yanlış) değildir. Ola ki bir meselede onlar haklı bulunsun. Şu halde iyice görülüyor ki İbn'ül-arabi iki nokta üzerinde israr etmektedir: Birincisi feylesoflara kafir damgasını vurmanın mantıksızlığı; ikincisi de, feylesof ların bilgileri yanlıştır hükmündeki sakatlık . . . İşte bu görüşte olanlar için İbn'ül arabi « ... tahsili olmayan insanlar .. » diyerek, cahil kimselerin verdiği bu nevi yan lış hükümlerin karŞısına çıkıyordu. ". .. şayet gerçekleri bilmiyorsak, muayyen bir meselede feylesofların doğru olan sözlerini tesbit etmemiz gerekir . .. " Nihat Keklik
1000Kitap
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 📗Süleyman’ın ölümünü takdir edip canını aldığımızda, son derece ağır işlerde çalışan cinler, onun öldüğünü ancak üzerine dayandığı değneğini kemiren bir ağaç kurdu sayesinde fark edebildiler. Değnek kırılıp Süleyman yere yıkılınca anlaşıldı ki, eğer cinler gerçekten duyularının ötesinde olup bitenleri bilmiş olsalardı, Süleyman öldüğü halde, kendilerini böyle zelil ve perişan eden ağır işleri yapmaya devam etmezlerdi. 14 #Tefsir: 📖 📖 Hz. Süleyman, kıyamda uzun uzun durarak Allah’a ibâdet ederdi. Bir değneği vardı, ona dayanarak Rabbinin huzurunda dururdu. İşte böyle bir ibâdeti sırasında değneğe dayanmış dururken vefat etti. Değneğe dayandığı için Allah’ın bir kudret tecellisi olarak vücudu olduğu yerde kaldı. Böylece günler, belki de aylar geçti. Askerleri ve emrinde çalışan cinler onu ibâdette zannediyor, eski vazife ve hizmetlerine devam ediyorlardı. Ağaç kurdu değneği kemirip çürütünce Hz. Süleyman’ın cansız bedeni yere düştü. İşte o zaman cinler onun öldüğünü anladılar. Böylece cinlerin gaybı yâni duyularının ötesinde kalan varlık sahasını bilmedikleri ortaya çıktı. Eğer gaybı bilselerdi, Hz. Süleyman’ın öldüğünü hemen fark edecek ve yapmakta oldukları onur kırıcı angarya işleri yapmaya devam etmeyeceklerdi. Kur’an’ın beyânına göre müşrikler cinleri Allah’a ortak koşuyor, onları Allah’ın çocukları olarak kabul ediyor ve onlara sığınıyorlardı. (bk. En‘âm 6/100; Saffât 37/158; Cinn 72/6) Yine onlar, cinlerin gaybı bildiklerine inanıyor ve gayb bilgisini elde edebilmek için onlara yöneliyorlardı. İşte Allah Teâlâ, Hz. Süleyman’ın vefatı münâsebetiyle verdiği canlı bir misalle cinlerin gaybı bilmediklerini beyân ederek müşriklerin saplandıkları bu inançların tamamen asılsız ve yanlış olduğunu bildirir. Hz. Dâvûd ve Hz. Süleyman’ın
Reklam
Cihad ve Tebliğ Duası
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn, vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. Allah'ım! Bizlere; Senin rızan için gayret etmeyi, Ömrümüzü ve bütün nefeslerimizi Senin rızan yolunda sarf etmeyi, nefislerimizle mücadelede sebat göstermeyi ve hakka hizmet yolunda samimiyetle çalışmayı nasip eyle! Bizlere öyle bir cihat ve tebliğ aşkı ver ki; nurlu yolun olan İslâmiyet'i sahih kaynaklardan doğru bir şekilde öğrenmeyi, anlamayı, yaşamayı ve yaşatmayı bizlere lütfeyle! Allah'ım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona tâbi olmayı; bâtılı bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip eyle! Tebliğ ve irşad yolunda bizlere hikmet, basiret, firaset, sabır, güzel ahlâk ve güzel üslup ihsan eyle! Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in yüce sünnetini; hikmetle, güzel ahlâkla, merhametle ve güzel örneklikle büyük şehirlerden en küçük yerleşim yerlerine, yakınlardan en uzak beldelere kadar ulaşabildiğimiz her bir insana ve her bir gönle duyurabilmeyi bizlere nasip eyle! Allah'ım! Bizden sonra gelecek nesilleri; ilimde, irfanda ve teknolojide iyi yetişmiş, ahlâkta ve fazilette örnek, kalpleri Senin korkun ve muhabbetinle dolu, dinine hizmet eden, ümmete ve insanlığa faydalı kullar olarak yetiştirmeyi bizlere nasip eyle! Allah'ım! Kalplerdeki şirk, gaflet, cehalet, kibir ve batıl anlayışların yerine tevhid nurunu, adaleti, merhameti, hikmeti ve güzel ahlâkı hâkim kıl. Asr-ı Saadet'in imanını, ihlâsını, ilmini, ahlâkını, adaletini, kardeşliğini, muhabbetini ve merhametini önce kendi kalplerimize, sonra da insanlığın gönüllerine yerleştirmeyi bizlere nasip eyle! Bizleri hakkı hikmetle anlatan, hayrı tavsiye eden, kötülükten sakındıran, güzel örnek olan, dilinden doğruluğu eksik
Din İslam
kendi halimde
Rahmetli Annemden miras aydın düşünce, O'nun yolunda ilerliyorum ilimde; Aklıma ilhamlı nice fikir düşünce, Yazıyorum çiziyorum kendi halimde... Kimsesizsem kimsem Allah o bana yeter, Maneviyat yalnızlığı boğar alimde; Her köşeden önüme çıkarken başka şer, Yürüyorum koşuyorum kendi halimde... Hastayım refakatsizim ilacım sabır, Yalnızlıktan fırtınalar kopar içimde; Her gün ayrı uzvumda alevlenir kahır, Yanıyorum sönüyorum kendi halimde... Doktor MBC
Şair Filozof Doktor MBC ile Şiir Dolu Günler
"KENDİNDEN ZUHÛR DİYALEKTİĞİ" NEDİR?
Etrafında ister istemez “terör”, “radikal İslâmcı örgüt”, “90’lar”, “bombalı eylemler” gibi çağrışımlar oluşmuş olan “kendinden zuhûr diyalektiği”, kamuoyu algısında terörle ilişkilendirilse de kavramı bilen dar çevre için daha derin ve kapsamlı bir hikmettir. Kendinden zuhur diyalektiği, Salih Mirzabeyoğlu’nun eserlerinde, Salih Aleyhisselâm’da tecelli eden “fütuhî hikmet”le birlikte verilir. Muhyiddin-i Arabi’nin Füsus-ul Hikem’inden aldığı misâlle, efendi kölesine “kalk” der; emir efendiden, kalkma fiili köledendir. Allah bir şeyin olmasını diler, ona “Ol” der ve o şey olur; böylece oluşun üçlü yapısı belirir: irâde Allah’tan, emir Allah’tan, oluş keyfiyeti mahlûkun kendindendir. Burada “kendinden” kelimesi yanıltıcı olabilir. Bu “kendi kendine, Allah’tan bağımsız” demek değildir. Tam tersine, “Allah’tan, fakat kulun istidadı ve fiili üzerinden” demektir. Yâni oluş, “O değil; O’ndan” çizgisinin fiil alanındaki karşılığıdır. Yaratılmış varlık, Allah değildir; Allah’tandır. Fiil de kulun mutlak bağımsız yaratışı değildir; ama kulun kendinde olan istidat ve yönelişle zuhûr eden hakikatidir. Bu yüzden oluş, hem kaderdir hem mesuliyettir; hem verili bir sırdır hem insanın kendi fiiliyle içine girdiği bir imtihandır. Mirzabeyoğlu bu hakikati kaderci bir edilgenliğe değil, kulun fiili ve istidadı bahsine bağlar. Bu, ne modern bağımsız özne fikridir ne de insanı tamamen silen cebrî kaderciliktir; kul, Allah’ın irâde ve emri altında kendi istidadının gereğini fiile çıkarır. Mirzabeyoğlu’nun, Muhyiddin-i Arabi Hazretleri’nden iktibasla, “kendinden oluş hikmetini anlayan, nefsinde zuhur eden hayır ve şerrin yine kendinden geldiğini bilir” demesi de buraya bağlıdır. Bu noktada “ilim malûma tâbidir” düstûru, oluş bahsinin metafizik temelini verir. __“Mâlûm” kelimesi,
İBDA Diyalektiği
"Zihni Berraklaştıran ve İlimde İstikamet Veren Dua"
Bismillahirrahmânirrahîm. ​"Rabbi zidnî ilmen ve el-hiknî bis-sâlihîn. Rabbişrahli sadrî ve yessirli emrî vahlul ukdeten min lisânî yefkahû kavlî. Yâ Hâfız, Yâ Rakîb, Yâ Nâsır, Yâ Allah. Rabbi yessir ve lâ tuassir, Rabbi temmim bil-Hayr."
Dua Hatırlatması
Reklam
Reklam