"Zorluklarla dolu bir hayatı kabul etmek, onları aşmanın İlk adımıdır. Her sabah kalktığımda, Bir önceki günden daha güçlü olmaya çalışıyorum."
Ölüm uzun süren bir süreç... İlk gümleyen tarafın, her zaman bedenin oluyor. Bunun ötesinde hayallerinin de ölmesi gerekiyor. Sonra da beklentilerinin. Ve ömrünü boktan şeyler öğrenmeye, insanları sevmeye ve para kazanmaya harcadığın, hepsini topladığında da eline hiçbir şey geçmediği için duyduğun öfken. Gerçekten de insanın bedeninin ölmesi işin kolay kısmı. Ondan sonra anılarının ölmesi gerekiyor. Ve egonun. Gururun, utancın, hırsların ve umudun. Bütün bu şahsi kimlik zırvalığının sona ermesi asırlar sürer.
Sayfa 189·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir Tarihçinin Yaşam Öyküsü ya da Özeti, belki de özü
Sunuş H. Bahadır Türk ile H. Emrah Beriş'in hazırlamayı önerdikleri, önermekle de kalmayıp eski yazılarımdan seçerek topladıkları bu kitabın yayımlanması beni pek mutlu etti. Aslında, ben fazla yazmadım. Başlıca iki kitabım var: Tür-kiye'de Sol Akımlar I: 1908-25 (ve II: 1925-36) ile T.C'nde Tek-Parti Yönetiminin Kurulması: 1923-31. Bunların ilki 1967'de (ve devam cildi 1991'de), ikincisi de 1981'de çıktı. Her ikisinin sonra-dan genişletilmiş çeşitli basımları oldu. Ama çok çeviri yaptım: Aristoteles'ten D. Hume'a, Th. Jefferson'a, S. M. Lipset'e, E. Barker'a, Karl R. Popper'den, P. Burke'e, I. Berlin'e, I. Diakonoff'a kadar birçok önemli yazarın yapıtlarını Türkçe'ye çe-virdim. Ayrıca çeviri editörlükleri yaptım. İki de antoloji derledim: Batı'da Siyasal Düşünceler Tarihi (üç cilt) ve Sosyalist Düşünüş Tarihi (iki cilt). Tarih ve Toplum (1984-93) ile Toplumsal Tarih (1994-97) dergilerini kurdum ve yönettim. Özyaşamöyküm (benimle söyleşi yapan Ayşe Erdem ve Yücel Demirel arkadaşlarımın bir dipnotunda belirttikleri gibi "monolog" niteliğindeki) uzun bir metin halinde yayımlandı: "Bir Tarihçinin Tarihçesi" [Cogito, Sayı 32 (Yaz 2002), s. 42-67). Hiçbir siyasal partiye girmedim, her zaman muhalif kaldım; fakat yıllar boyu sivil toplum kuruluşlarında çalıştım: Siyasî İlimler Türk Derneği'nde, Helsinki Yurttaşlar Derneği'nde, Tarih Vakfı'nda. Özgürlük, eşitlik, dürüstlüğe inandığım için, yapmaya çalıştığım incelemelerde hep eleştirici oldum. Genellikle kendi çevremden övgüler aldım, başkaları da bana saygı gösterdiler. Ne yazık ki, benim çalışmalarımı çok az kişi eleştirdi. Bir istisnayı burada memnuniyetle anmak istiyorum: Mete Çetik'in Toplum ve Bilim dergisinin "literatür eleştirisi" sayfalarında yayımlanan "Mete Tunçay'ın Türkiye'de Sol Akımlar'ı Üzerine" başlıklı
Sayfa 7 - Liberte Yayınları, Nisan 2006·Kitabı okuyor
Tarih
ATLANTİS, HATTİLER VE ÇERKESLER
Çerkez kavimleri köken olarak Kafkasyalı değil Anadolu'ludur kafkasya'dan Anadolu'ya değil, Anadolu'dan Kafkasya'ya göçmüşlerdir Anadolu'nun ilk sakinleri olan Hattilerin torunlarının torunlarıdır.
Sayfa 147·Kitabı okuyor
1000Kitap
Zıharın tarihselliği (Bir de sadece Medine'de var)
Cahiliye devrindeki boşama/boşanma türlerinden biri de "zıhar"dı. Aynı zamanda yemin hükmünde olan zıhar bir kişinin, karısını kendi anasına veya diğer mahremlerinden birine benzetmesiydi. Adam karısına, "Sen bana artık anamın sırtı/karnı/baldırı/ferci gibisin" veya "Sen bana artık kız kardeşimin, halamın, teyzemin sırtı gibisin" der ve bu suretle zıhar gerçekleşirdi. Daha ziyade erkekle karısı veya karısının akrabaları arasında husumet zuhur ettiğinde zıhara başvurulur ve bu uygulamada acelecilik, sorumsuzluk, ihtiyatsızlık, kendine hâkim olamama gibi saikler ön plana çıkardı. İbn Âşûr (ö. 1973) cahiliye devrindeki zıhâr âdetiyle ilgili şu tespitlerde bulunmuştur: "Öyle sanıyorum ki zıhar Yesrib/Medine ve çevresinde yaşayan Arapların uyguladıkları bir boşama usulüydü. Çünkü bu coğrafyadaki Araplar Yahudilerle iç içe ya­şıyorlardı. Arap Yarımadası'nın Mekke, Tihâme, Necid ve diğer bölgelerinde yaşayan Araplar arasında zıharın bilindiğini sanmıyorum. Çünkü anılan bölgelerdeki Arapların sözlerinde zıhara benzer bir ifadeye rastlamadım. Zıhardan sadece Medine'de inen Mücâdile ve Ahzâb surelerinde söz edilmiş olması bu tezi güçlü kılan bir delildir (...) Bana öyle geliyor ki Yesribli Araplar zıharı kesin boşanmada tahrim hükmüne ilişkin bir vurgu/mübalağa ifadesi olarak icat ettiler. Çünkü onlar İslam'dan önce Yahudilerle iç içe yaşıyor ve onların örf, âdet ve geleneklerinden etkileniyorlardı. Yahudiler nisâüküm harsün leküm ayetinin tefsirinde de bahsi geçtiği üzere, erkeğin karısına arkasından yaklaşmasını yasak sayıyorlardı. Bu sebeple, zıhar ifadesinde zahr kelimesi kullanılmıştır. Dahası, Yesribli Araplar tahrimi çok ağır bir şekilde ifade etmek için arka (dübür) kelimesiyle ana arasında ilişki kurmuşlar ve böylece zıhar kişinin kendi anasıyla ters yönden ilişkiye
Sayfa 101 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okuyor
Din
Atatürk'le ilgili devamlı kullandığımız klişelerimizi var. Atatürk kurucumuzdur. Atatürk 20. yüzyılın büyük devlet adamıdır. Bunlar doğru ama söylenmesi gereken bazı sloganları maalesef kullanmıyoruz. Bunların başında, Atatürk Türkiye Mareşale'dir. Büyük mareşaldir çünkü başka mareşalleri takdir etmeyi bilmiştir. Büyük mareşaldir çünkü sivil hayatı geçmeyi bilmiştir. Bunlar onun özellikleridir. Çünkü çap olarak büyük adamlar, yaratıcı adamlar bu geçişleri çok kolaylıkla yaparlar. İkincisi organizatördür. Gerçekten büyük bir Mareşal politikayı da iyi becerir.