Sessizlik ayrıca dostluğun ne kadar sağlam olduğunun da kanıtıdır. Max Picard, Péguy’yi alıntılayarak dostları betimler:
Birlikte susmanın zevkine varan, yan yana susmanın, uzun uzun yürümenin, gitmenin, sessiz yollar boyunca sessizce yürümenin keyfini çıkarır onlar. Birlikte susabilecek (susmayı bilecek) kadar birbirini seven iki dosta ne mutlu. Susmayı bilen bir diyarda.
Seni birdenbire hatırlamam, bu yabani ve hareketli gecenin bittiği, lacivert gökyüzünün nihayet mavimsi bir tona dönüşmeye başladığı sıralardaydı. Sen benimle birlikteydin, değil mi? Sopa benzeri soğuk bir şey böğrüme birden indirilene kadar. Ben bezden bir oyuncak gibi yere kapaklanana kadar. Asfaltı parçalarcasına güçlü ayak sesleri ve kulak zarımı yırtan silah patlamaları arasında kollarımı iki yana açana kadar. Böğrümden fışkıran sıcak kanın omzumda ve ensemde yayılışını hissedene kadar. Sen benimle birlikteydin, o zamana kadar.
Sayfa 39 - April Yayıncılık, 1. Baskı: Eylül 2019, Çevirmen: Göksel Türközü·Kitabı okudu
Hayatım uzun, dolambaçlı bir yola benziyor. Her şey ilgimi çekiyor. Hiçbir şey bende tutku uyandırmıyor. Saplantıların tadı tuzu bende eksik. Hımbıllar ırkındanım, tembel ortalamadanım. Kimi zaman kendimi çimdikliyorum. Toplum içinde, işyerinde, ofiste iş arkadaşlarımlayken kendimi gözlemliyorum. Asansörün aynasındaki bu herif ben miyim gerçekten? Kahve makinasının yanında gülmek için kendini zorlayan o oğlan? Kendimi tanıyamıyorum. Öyle uzaktan geliyorum ki burada olduğuma hala şaşkınım.
İnsan kendisiyle ne yapmalıdır? Yaşın ilerledikçe zamanın sana oynadığı oyunun ve eğer bu konuda bir şeyler yapmazsan, zamanın akışının, geçmişin korkunç banalliğinin, saf geleceği sinsice gasp etmesinden başka bir şey olmadığının farkına varmaya başlıyorsun. Geçmiş, bir teyp gibi geleceği yutuyor, saf olasılığı banalliğe dönüştürüyor