Son zamanlarda, kirlilik yayımını azaltmak için yeşil vergiler getirilmiştir. Avrupa'da "kötü işlere" getirilen fazla ödemeler, "iyi işlere" uygulanan vergi indirimleriyle dengelenmektedir. Bireyler ve kuruluşlar fedakarlık taleplerinden ziyade, gerçek yaptırımlara çok daha net tepkiler verir. Eğer daha temiz bir dünya istiyorsak, hükümetleri bu tür değişimleri uygulamaya yöneltecek politik yaptırımlar üretmeliyiz.
Jack London, yabancı yazarlar arasında en sevdiğim ilk üç isimden biridir. Onun kalemi hem akıcı hem de doyurucudur; özellikle de hayata dair acı gerçekleri, edebiyatın güçlü diliyle gözler önüne sermesi, onu benim için değerli kılar. Bir Dilim Biftek kitabında yer alan iki kısa öykü de bu açıdan son derece etkileyiciydi.
1-Bir Dilim Biftek
Bu hikâyede gençliğinde şanı duyulmuş, ringlerde adını duyurmuş güçlü bir boksör olan Tom King’in artık yaşlanmaya başlamasıyla yüzleşiyoruz. Karşısında genç, dinç ve enerjik bir rakip vardır. Genç boksör ringe şöhret için çıkarken, Tom’un amacı sadece karnını doyurmak, geçim derdini gidermektir. Tom tecrübelidir, her hareketi ustacadır; fakat gençliğin getirdiği hız, kuvvet ve dayanıklılık karşısında işi zordur. Bu mücadele bize, hayatın en sert gerçeklerinden birini hatırlatır: Tecrübe, her zaman gücün yerini tutmaz.
2-Meksikalı
Bu öyküde ise yoksul bir işçi ailesinin oğlu olan Rivera ile tanışırız. Karşısında hem fiziksel olarak ondan üstün hem de fazlasıyla kibirli, rakibini küçümseyen bir dövüşçü vardır. Rivera, bu maça yalnızca kendisi için değil; ezilen halkını temsil etmek için çıkar. İnancını, kararlılığını ve soğukkanlılığını da bu bilinçten alır. Onun ringde attığı her yumruk, bir bireyin değil, bir halkın onur mücadelesidir.
Jack London, bu iki öyküde de ringi yalnızca bir spor sahnesi olarak değil, hayatın kendisine açılan bir metafor olarak kullanır.
Sandel bilgelikten yoksundu ve bunu elde etmesinin tek yolu, onu Gençliği pahasına satın almaktı; kendisiyse bilgeydi ama onu edinmek için Gençliğini harcamıştı.
Sayfa 18 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Falih Rıfkı Atay, Mustafa Kemal Atatürk’ün en yakınında bulunmuş, en değerli yol arkadaşlarından ve en önemli tanıklarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun en zorlu, en sancılı yıllarına bizzat şahit olmuş; gördüklerini içten ve samimi bir dille kaleme almıştır. Çankaya, yalnızca bir biyografi ya da anı kitabı değil; milletimizin tarih sahnesindeki yerini kazanma mücadelesini, Atatürk’ün insani yönlerini, azmini ve kararlılığını ortaya koyan eşsiz bir eserdir.
Falih Rıfkı Atay’ın Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş sebebi olarak söylediği şu sözleri de derin anlam taşır:
“Türk savaşta kazandığını barışta feyizlendirecek yeterliği göstermemiştir.”
Bu cümle, sadece bir eleştiri değil, aynı zamanda bir öz değerlendirmedir. Atay, zaferin ancak barış döneminde doğru yönetim, kalkınma ve milli bilinçle kalıcı hâle gelebileceğini vurgular. Bu da Atatürk’ün bizden en çok beklediği şeydir.
Atay’ın üslubu, yalnızca olayları aktarmakla kalmaz; okuyucuyu o dönemin havasına taşır. Savaş yıllarının ağırlığı, dönemin siyasi atmosferi, Ankara’nın ilk günleri… Hepsi sayfalardan adeta gözlerimizin önüne gelir.
Çankaya, Atatürk’ün doğumundan ölümüne kadar uzanan hayatını; kendi anılarından ve yakın çevresinin gözünden aktarırken, Türk gençliğine hem sorumluluk hem de ilham verir. Bu satırlarda, bize bırakılan mirasın büyüklüğünü ve ona sahip olmanın ne kadar büyük bir şans olduğunu daha iyi anlarız.
Kısacası, Çankaya yalnızca geçmişin bir belgesi değil; bugüne ve yarına ışık tutan bir eserdir.