Rabbinin kapısını ne kadar çalarsan, o kadar kıymet kazanırsın. Çünkü dua, Allah'ın mülkünü haddini bilmek; acziyetini,güçsüzlüğünü ve zayıflığını itiraf etmektir. Çünkü dua,boğulmak üzere olan kişinin imdat istemesidir. O imdat sesine insan koşuyorken Allah nasıl elinden tutmasın!?
"Ümit bu yola revan olmanın vaktidir. Nasıl ki kılınan her namaz bir sonraki vakte gebedir, sen de bugüne dek yaptıklarınla vaktine hazırlanmaktasın. Vaktini kaçıranların halidir ama farkında değilsin. Karamsarlığa düşüyorsan ne yaptığını bilmeyecek haldesin. Yeşil Kubbe'ye dön. İmdat iste. Boyun bük. Ümit et. Yaşamak için yaşama. Yaşatmak için yaşa. Sünneti Seniyye ile yaşa ki ümidin kırılmasın."
İnsanoğlunun saniyeleri de işte böyle tik tak eder. Ah, bütün gerçek nesnelerin gerçekliği öyle az ki! Ölçülüp biçilmez düşüncelerden başka gerçek olan var mı ki! İşte, o kadar korktuğumuz ölümün asık suratlı simgesi, canı tehlikeye düşenlerin sarıldığı bir umut, bir imdat simgesi oluveriyor rasgele. Durup dururken cankurtaran biçimine giriyor! Daha da ileri gidemez miyiz bu işte? Eninde sonunda tabut, ruh bakımından ölümsüzlük sağlayan bir şey oluyor belki de! Bir düşüneyim bunun üstünde. Ama olmaz. Dünyanın karanlık yanına öyle bir dalış daldım ki, öbür yanı, sözde aydınlık olan yanı, belli belirsiz bir alacakaranlık gibi geliyor bana.