9/10
·517 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 13:18
Martin Eden ,benim için bir başarı öyküsünden ziyade, insanın kendine karşı verdiği o uzun ve yorucu savaşın romanı. Martin’in kitaplara sığınması,yaşadığı yoksulluğa rağmen ideallerinin ,hayallerinin peşinde kendini var etmek için gösterdiği o müthiş inat ve her reddedilişte yeniden ayağa kalkışına kesinlikle hayranlık duydum. Ancak hikaye ilerledikçe asıl meselenin zirveye ulaşmak değil, o yolda yürürken neye dönüştüğümüzü görmek yaralayıcıydı. Bazen hayallerimize öyle bir körlükle odaklanıyoruz ki, hedefe varan kişinin artık eski "biz" olmadığını çok geç fark ediyoruz. Martin aynı Martin, zekası da yeteneği de aynı; ama dün onu görmezden gelenler, bugün sırf kazandığı etiketler yüzünden önünde eğiliyor. Bu durum, insanların gerçeğe değil sadece vitrine ve maddiyata ne denli değer verdiğinin en net kanıtı. Kitap bittiğinde içimde hüzünden çok şu duygu vardı :İnsan gerçekten neyin peşinden koşmalı? Toplumun alkışının mı, başarının mı, yoksa iç huzurun mu? Martin’in trajik yolculuğu bana hedeflere ulaşmanın her zaman mutlu son getirmediğini; insanın en temel ihtiyacının daha fazla kazanmak değil, kendini ait hissedebileceği bir dünya kurmak olduğunu gösterdi. Bu yüzden Martin Eden benim için sadece bir kitap değil; başarıyı, yalnızlığı ve hayatın anlamını gerçekten sorgulatan, bambaşka bir deneyim oldu.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
9/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 09:21
Çağrışım yüklü enfes bir kitap okudum. Toz, toprak, kömür, çimento, briket, cüruf… Kuru bir yaşam. Depreşme, bellek, hasar, deneyim, açlık. Açlık insanı ele geçirir, ete hükmeder, zihni boyun eğdirir. Açlık yorulmaz. Açlık, yemek sözcüklerini lezzetlendirir, zihne yemeği düşündürür, kendini perçinler. Leo, onu bir melek olarak görerek başa çıkıyor; onunla konuşarak, varlığını kabullenerek. Kamp dönüşünde bile onunla yaşamaya devam edecektir. Çünkü kamp insanı cansız bir şeye dönüştürür; o artık değiştirilmiş bir varlıktır. Yaşamak; rayından çıkmış, toza, kara ve sıcağa bulanmış, altüst edilmiş bir şey. Kahramanımız Leo Auberg, genç yaşta Sovyet çalışma kamplarında geçirdiği günleri anlatıyor. Tek vazifesi yaşamda kalmak; bunun için çok şeye katlanması gerekir. Çünkü büyükannesi ona, “Döneceğini biliyorum,” demiştir. Oysa büyükannesi orada değildir. Orası, bilinen her şeyin başka bir şeye dönüştüğü yer: kamp. Devam edebilmek için sinmek ve nefes almakta inat etmek gerekiyor. “Ben kimim?”den “Ben neyim?”e sürüklenen bir gerçekliğin hikâyesi bu. Soyutta müthiş bir başarıya ulaşan, somuttan imgeye geçişte düşün dünyasında leziz bir tat bırakan bir kitap. Gökyüzü katlanıyor, madde dönüşüyor, nesneler büzüşüyor ve bütün bunlar sözcüklerle yapılıyor. Zaman sessiz ve düz; bir günden diğerine yaşananlar neredeyse hep aynı hüznü barındırıyor. Okuması zor ve emek isteyen bir kitap olduğunu söyleyerek bitireyim. Okurken hızlı olmayı tercih edenler muhtemelen sevmeyecektir…
Toplama Kampı
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202573 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·464 syf.·
2026 87. kitabı
Harzemşah ​Seri: 2 kitaplık Başkarakterlerimiz: Kutsal ve Araz ​Konusu: ​Arkadaşı Eylül'ün kaybından sonra Kutsal, ona bunu yaşatanlardan intikam almak istiyor. Arkadaşının babasının yardımıyla Bratva Pakhanı olan Araz'ın bulunduğu Rusya'ya gidiyor. ​Araz iki kişiyi öldürürken Kutsal bunu kayıt altına alıyor. Böylelikle polise ulaşacak ve onu hapse tıkacak. Ama maalesef Araz tarafından fark ediliyor ve kaçmaya başlıyor. Telefonunu saklamayı başarıyor ama kendisi Araz tarafından alıkonuluyor. Araz'dan kurtulmasının tek çaresi, kendisinin masum olduğunu ve olaya şahitten başka bir şey olmadığını kanıtlaması. ​Peki bu durumdan Kutsal kurtulabilecek mi? Araz'dan alması gereken intikamı alabilecek mi? _______________________________________ ​SPOILER İÇERİR! ​İnat ettim "Asena ne yazsa okuyacağım," diye. Harzemşah'a bayıldım! Hem Kutsal'ı hem de Araz'ı çok sevdim. Kutsal'ın zekasına ayrı bir yükseldim. Gerçi planları Araz'a işlememiş olabilir ama boş oturup da birilerinin onun hayatını kontrol etmesine izin vermediği için benden artı puan aldı. ​Ben kitap boyunca düşünüyordum ki: "Şimdi Kutsal'ın gerçekte kim olduğunu öğrenince ortalık karışır." Ters köşe yedim ya! Araz biliyormuş meğer. Gerçi koskoca Pakhan'ın bilmemesi garip olurdu. ​Bir de ben artık karakterler ilk kez yakınlaşınca sevinemiyorum. Şimdi diyebilirsiniz ki: "Enemies (düşmanlar) kısmı bitince sıkılıyorsun." Hayır, ondan değil. Yazarları bildiğimden sevinemiyorum! Olayın patlak vermesi için onca zaman varken, hep de ilk yakınlaşmayı bekliyorlar. İşte o yüzden sevinemiyorum. ​Lafı uzatmadan; ben kitaba bayıldım. Tavsiyemdir, okuyun, okutturun!
Harzemşah 1: Moroz YasasıAsena Nişikli · Pukka Yayınları · 202625 okunma
Puan vermedi
Çiçek, Çiçeğim… Keşke sonun böyle olmasaydı. Bu kitabı okumak, seni okumak çok güzeldi. Senin için mutlu olmak, senin için ağlamak çok güzeldi. Kendini kötü sansan bile içindeki iyiliği görmek çok güzeldi. İçindeki o çocuğun Ayza’yla beraber dışarı çıkacağına inanmak, senin tekrar bir çocuk gibi mutlu olacağına inanmak çok çok güzeldi. Ayza, Çiçek’i en çok sevdiğine inandığım sen oldun. Onu sevdiğini söyleyen herkese inat bunu hissettiren tek kişi oldun. İyi ki, iyi ki Çiçek’in hayatında oldun. Dolunay, Çiçek’i hak etmediğini düşündüm hep. Kitabın sonuna kadar da böyle hissettim. Dolunay, Doğukan, Asır, Kübra, Efe, Aycan… Hiç biri hak etmiyordu bence Çiçek’i. “Kalbim seni istiyor” diyen Asır bile. Kitabın sonunda onların da acı çekip, çekmediğini görmek isterdim. Bence Çiçek’in hayatına en son giren Ayza bile onlardan daha çok acı çekmiştir. En acısı da Çiçek hep onların en sevdiği şeyleri bildi, ama hiç biri, kardeşi bile, o en çok neyi sever bilemediler. Hiçbiri, hiçbir zaman onun yanında olmadılar, Dolunay’ın yanında oldukları gibi Çiçek’in yanında hiç olmadılar. Belki yanında olsalardı hiç bir şey böyle olmazdı. Ayza iyi ki vardı, iyi ki Çiçek kimsesiz kalmadı…
03:03 Dolunayda Açan ÇiçekN. G. Kabal · Ephesus Yayınları · 20205,1bin okunma
10/10
·464 syf.··
2026 192. kitabı
Bu kitabı okurken kendinizi bir labirentin içinde gibi hissediyorsunuz; her beyit, her sembol bir kapı açıyor. Modern dünyanın "hemen ulaşma" odaklı aşk anlayışına inat, burada aşk bir varış noktası değil, varışa giden yoldaki "yakıcı bir çaba". Aşk, ancak ateş denizlerinden geçilerek, insanın kendi kibrini geride bırakmasıyla ulaşılabilecek bir makam. Şiirin o yoğun, adeta büyüleyici diliyle sarmalanmak ve ruhunuzdaki "aşk"ı yeniden tanımlamak istiyorsanız, Hüsn ü Aşk sizi bekliyor. Bu sadece bir aşk hikayesi değil, bir "kendini bulma" rehberidir.
Hüsn ü AşkŞeyh Galip · İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,682 okunma
Gök Kubbenin Altında Bir Başına: Harita Odasında Kaybolan Dev
Puan vermedi·517 syf.··
2023 3. kitabı
Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda odadaki hava değişir, duvarlar üzerinize doğru esner ve aynadaki yüzünüze bakacak cesareti kendinizde zor bulursunuz. Benim için bu hayatta okuduğum en iyi, en sarsıcı hikâyedir Martin Eden. Bu, bir ruhun kırıla kırıla, yana yana kendi küllerinden bir dev inşa edişine ve sonra o devin kendi yarattığı yalnızlık okyanusunda boğuluşuna yakılan merhamet dolu bir ağıttır. Jack London, Martin’in şahsında bize sadece bir başarı ya da başarısızlık öyküsü anlatmaz; ham bir gücün, rafine bir yabancılaşmaya nasıl evrildiğini sezdirir. Martin’in aristokrat bir eve ilk adım attığı o sahne, hantal bedeniyle nesnelere çarpmaktan korkan, kollarını nereye koyacağını bilemeyen o kaba saba denizcinin ürkekliği aslında yolun henüz başıdır. Duvardaki yağlıboya tabloya yaklaştığında güzelliğin özensiz boya darbeleri arasında kaybolduğunu görüp şaşırmış, gerilediğinde ise resmin yeniden muhteşem bir fırtınaya dönüştüğünü görmüştü. "Dalavereli bir resim" diye geçirmişti içinden. Martin’in trajedisi tam olarak bu tespitte gizlidir. Uzaktan kusursuz, pürüzsüz ve semavi görünen o burjuva dünyası, içine girdikçe tıpkı o tablo gibi çözülmüştür. Yaklaştıkça görmüştür ki, tapındığı o insanların zihinleri sığ, kalpleri hesapçı, entelektüel derinlikleri ise sadece ezberlenmiş kalıplardan ibarettir. Oysa Martin açtır. Bilginin o uçsuz bucaksız harita odasında rehbersiz yolunu bulmaya çalışırken, kelimeleri birer uysal hizmetkâr yapabilmek için uykuyu beş saate indirirken kalbinde sadece saf bir aşk ve güzellik arayışı vardır. Çamaşırhanenin o cehennemî sıcağında, insanı iş hayvanına çeviren o öldürücü ritmin içinde bile ruhunun derinliklerinde parıldayan o ışığı korumak için direnmiştir. Peynir Surat’la on bir yıl boyunca dövüşen o inatçı çocuk, editörlerin
Edebiyat
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma