Zamanaşırı düşerse bir iç ses, nefretin hüzne olan bağlılığı kadar, sevincin mutluluğa yaptığı yatırımda incelenmelidir oysa, tıpkı kanatları özgürlük için sembolize eden bir ressamın, bilekteki zincirleri pembeye boyaması gibi mesela.
İçin kaçıncı cehennem? Ya da; İçince bu dünya kaçıncı cehennem?
Toz düşüyor saçlarına büyük şehir sokaklarında. Pencerelerin, bütün şehri kabul ederken evine, güneşin ruhunda yeri yok. Küllükte son bulan izmaritlerin kefaretini doğarken ödemiş olman, oksijene ihanet gibi görülse bile, keşfedemediğin duygular bu sorumluluğu bilinçsizce sana aldırıyor. Zihnin çoğunlukla sabaha çeyrek varken güce dair duyguların, yıllar evvel taşınmak için bantla kapatılmış bir kutu içinde ve zihninin terk edilmiş en ücra köşesinde.Odalardaki duvarlar şahit oluyor gençliğine, aynalar bile nazara inanıyor kırılmamak için sen her önlerinden geçtiğinde.
Borcun var! Bu dünyada en çok bana yaşamak için borcun var.Borcun var! İhanetin, samimiyetsizliğin, sevgisizliğin ve bilmediğin tüm duyguların hesabını sormak için yaşama borcun var.Borcun var! Kendi içindeki o küçük çocuğa mutluluğu yaşatmak için kendine borcun var.
Biraz üflesen yüzüme, kışla savaşa girebilir ilk bahar, güneş gerekirse batıdan doğup, doğudan yeniden batar, akrep yelkovanın ensesinden tuttuğu gibi saniyeleri sonsuzluğa uğurlar.
Biraz üfle lütfen yüzüme!
İnancın sınır ötesinde gezen bir beden için yaşamın sorgulanması gerektiğini, çocukken öğrenmek zorunda kalanlara sorun. Eve giden tabelalar kaldırıldığı için kapısını çaldığım evlerdeki tanımadığım insanların bir süre hayatımda olması adına hepsine selam olsun.
Önümde tek başına aşılması güç koca bir dağ var. Cesaretin cesaretim olur. Hatta yamaç sonunda geldiğimizde istersen bu hayat ............
Cihat İnce