Benim annem 14'ünde gelin oldu, 19'unda kurban. Annem, güzel annem, gülüşü güneş annem, gözümün önünde bıçaklandı, tam 47 yerinden. Geceydi. Karanlıktı. Geceydi. Kimsesizdi. Ama sessiz değildi. Bağırdı annem. Ağladı kardeşim. Daha bebe, 1.5 yaşında¡ gözleri korkudan büyümüş, iki dipsiz, kapkara göl taşır gözpınarlarında. Bağırdım ben. Sokağın üzerinden. Evlerin, çatıların, kararkolların, kaldırım taşlarının üzerinden yankılandı ferdayadım. Duymadınız mı? Duymamış olmalısınız ki gelmediniz. Hiçbiriniz.
Gelmedi kimse. Ne komşular, ne polis amcalar. Ne seçim zamanı mahallemize uğrayan politikacılar, ne uzaktan yazan gazeteciler, ne yıkık evlerimiz paha biçen emlakçılar. Kimse yoktu. İstanbul on milyondan fazladır diyorlar. Öylesine devasa. Hem bu kadar kalabalık, dip dibe insanlar böyle çöl gibi ıssız, yapayalnız nasıl olur bir şehir? Çözemedim ya..