meryem

gösterdiğim yüzün değil, yüreğindeki delik.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
sanki kendini dünyanın kirine bulaşmaktan koruyabilirmiş gibi geliyordu.
biliyor musun andrey, benim içimde ne yakıcı, ne de kurtarıcı hiçbir ateş yanmadı. hayatımda hiçbir zaman başkalarınınki gibi gittikçe renklenen, parlak bir güne çevrilen bir sabah olmadı; bir sabah ki yakıcı öğlesi geçtikten sonra yavaş yavaş solsun ve kendiliğinden akşama karışsın. hayır, benim hayatım sönmüş başladı. tuhaf, fakat böyle. kendimi bilir bilmez sönmeye başladığımı hissettim. gurur hayatın tuzudur derler; gururum nereye gitti? ya ben yaşadığım hayatı anlayamadım ya da bu hayatın hiçbir değeri yoktu. daha iyisini de bulamadım, göremedim, kimse de göstermedi. sen bir gelip, bir kayboluyordun, tıpkı parlak, parlak bir kuyrukluyıldız gibi; bense her şeyi unutuyor, ağır ağır sönüyordum.
hayatın çiçekleri döküldü, sade dikenleri kaldı.
susmak yalnızlığın ana dilidir, ömür hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur. sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük.. yalnızım ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım..
Şiir