10/10
·188 syf.··
Beğendi
·
2026 73. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 23:09
Merhaba değerli kitapseverler, Bugün sizlere Funda Kırca’nın kaleminden çıkan “Olanda ‘HAYR’ Var” adlı kitabı tanıtmak istiyorum. Kitap, kırk altı farklı konu başlığından oluşmaktadır. Kitapta, hayatın zorluklarında yaşadığımız kayıp ve acılarda ve yaşadığımız her durumda bile bir hikmet ve hayır olduğunu, kalbi şükür ve sevgiyle dolu olan insanın en küçük şeyde bile huzuru yakalayabileceğini ve bunun gibi daha birçok konu ele alınmaktadır. Sayfalar arasında, konulara daha iyi hâkim olabilmek açısından çeşitli hikâyelere de yer verilmiştir. Bu hikâyelerin kitaba dâhil edilmesi özellikle benim çok ilgimi çekti, söylemeden geçemeyeceğim. Kitap bitti mi? Tabii ki hayır. Ayrıca şu soruların cevapları da kitabın içerisinde saklıdır: Uyanışa geçmenin yolları ve çözümleri nelerdir? İnsan kendisini nasıl şifalandırır? Başarı nedir? Başarılı insan kimdir? Başarıda öne çıkan kriterler nelerdir? Çevremizi seçerken dikkat etmemiz gereken temel unsurlar nelerdir? İyilik yapmanın psikolojik faydaları nelerdir? Kendini tükenmiş hissediyorsan ne yapabilirsin? İnsanlar nasıl iletişim kurmalı? Kişisel gelişim ve psikoloji temalı bu kitabı kesinlikle herkesin başucu kitabı olarak alıp okumasını tavsiye ediyorum. Yazarımızın kalemine sağlık, okuyucusu bol olsun.
Olanda "Hayr" VarFunda Kırca · Karina Yayınevi · 20261 okunma
Puan vermedi·
her evin ışığı yanar,kimse bilmez o evin ışığının nasıl yandığını demişti büyüklerimden biri.içimizde sakladıklarımız ya da dışımıza vuramadıklarımız mı diyeyim?her ikisi de yerinde olur bakınca. kitabı bir günde bitirdim ağlamaya meylim mi vardı yoksa kitap ağlatmaya mı meyilliydi bilmiyorum :) beni fazlasıyla etkiledi içine çekti. bi aile dramının içindeydim sanki bizden birinin hikayesini dinledim.kitap aktı da aktı hem tahmin edebiliyordum hemde edemiyordum hikayeyi böyle böyle bitirdim.insan babasının ölmesine üzülmez miymiş oluyormuş öyle şeyler demekki… aileyi okudukça kendi ailemi düşündüm annemi babamı abilerimi kendimi hepimizin hikayesi vardı.yaşadıklarımız,yaşananlara şahit oluşumuz vardı hayatımızda.sonra hepimiz evlendik şahitliklerimizle yaşadıklarımızla bi yuva kurduk amma iyi amma kötü diyeceğimiz hayatlara sürüklendik.üstümüzden atamadıklarımızla yaşıyoruz bir nevi atsak ne de güzel olur :) velhasıl efendim kitap gerçekten güzeldi…
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,5bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Carlo M. Cipolla - İnsan Aptallığının Temel Yasaları
9/10
·72 syf.··
2026 224. kitabı
Carlo M. Cipolla’nın Aptallığın Temel Yasaları adlı eseri, toplumsal çöküş ve yükseliş süreçlerini ahlaki ajitasyonlardan ve mağdur psikolojisinden çıkararak saf bir matematiksel denkleme indirgiyor. Kitabın ortaya koyduğu en net gerçek şu: Aptalların bu mekanizmada bir suçu yoktur, çünkü onlar kendi doğalarının dışına çıkamaz ve verdikleri zararı fark edemezler. Asıl sorumluluk, onlara alan açan ve hak veren sözde zekilerdedir. Gelişen bir toplumun nedeni bünyesinde hiç aptal barındırmaması değil, güç mekanizmalarının ve yönetim erkinin akıllı bireylerin elinde olmasıdır.Bu durum, Türkiye’nin tarihsel ve mevcut sosyo-ekonomik yapısına uyarlandığında net bir şekilde görülmektedir. Erken Cumhuriyet döneminde aydınlanmacı bir elitizm ve rasyonel planlamayla "akıllı (I)" alanda tutulmaya çalışılan güç mekanizmaları, sonraki süreçlerde popülist siyasetin etkisiyle kontrolsüz bir demokratikleşme dalgasına kapılmıştır. İkinci Yasa gereği, oy kullanan kitlenin sabit bir $\sigma$ oranı aptaldır. Siyasi sistemlerin popülizm uğruna bu kitleye ve onları manipüle eden haydutlara (B) sınırsız seçim şansı vermesi, gücün rasyonel odaktan sapmasına yol açmıştır. Kültürel aritmetik basittir: Gücü zeki ve üretken olanlar elinde tutarsa toplum gelişir; güç aptal ve haydut ittifakına geçerse toplum kaçınılmaz olarak fakirleşir ve batar."Kurtarma" çabalarına şaşırmak anlamsızdır; sistemdeki çökmeyi rasyonel faillerin basiretsizliği belirler. Bir köpeğin ısırmasında köpeğin suçu yoktur; suç, o köpeğin sokakta serbestçe dolaşmasına ve zarar vermesine izin veren iradededir. Cipolla, olayı bir doğa yasası netliğinde kişilerin eylemlerine ve güç dengelerine yükleyerek muhteşem bir analiz sunuyor.
Felsefe
İnsan Aptallığının Temel YasalarıCarlo M. Cipolla · Islık Yayınları · 202361 okunma
5/10
·112 syf.··
2026 9. kitabı
🅂🄴🄻🄰🄼🄼🄼 Harika bir hafta diliyorum herkese. Keyifler nasıl hanımlar beyler? Bugün size @destekyayinlari ‘dan çıkan kalemi ile ilk kez tanıştığım @dokmenhatice ‘nin #kemikçayı kitabının yorumu ile geldim... #kitapkonusu Bir çok çıkardığı kitaplarla tanınan yazar cesur ve yalın üslubuyla kaleme aldığı #kemikçayı onbeş insan hikayeleriyle dolu gerçekçi ve sarsıcı bir kitap. Daha çok kadının örselenmişliğine, sinmişliğine, sıkışmışlığına, tökezleyişine, örülen duvarların ardında yaşadığı hiçliğine, ayıp-suç-günah sarmalında yolunu bulmak için çabalayışına ve daha pek çok şeye tanıklık ediyor. #kitaphakkındadüşüncelerim Dili bana biraz klişe ve sıradan geldi açıkcası. Çok fazla kadına dair kitaplar okudum.Aklımdan çıkmayan “Ben malala Meyra ve Son kız” o yüzden belki de bana hitap etmedi.Ama her gün haberlerde ,gazetelerde gördüğümüz kadınlara yapılanları gelecek nesilin ibret alması,bir ders çıkarması açısından okunması gereken bir kitap. #kadınaşiddet ‘in son bulduğu bir dünya diliyorum tüm kalbimle.Farkındalık adına okuyabilirsiniz bu tarz sevenler... Sevgili @dokmenhatice kaleminiz daim okurunuz bol olsun... #alıntılar “İnsanoğlu her türlü kirden aranıyormuş da yüreğe sinen kirden arınamıyormuş meğer.”(Syf:85) “Sancılı günlerin hikâyesi kısadır. "Ne oldu?" diye sorarlar. "Hiç" dersin biter.”(Syf:32) “Önce söz kestik, ciğerime... Sonra kına yaktık kalbime.. İşte şimdi de nikahımı kıydık, hayallerime.” (Syf:30) "Anneler derin yaralara da merhem olurlar değil mi?" (Syf:87)
Kemik ÇayıHatice Dökmen · Destek Yayınları · 2020245 okunma
Nereye Gidersen Git Anılar Seninle
Puan vermedi·296 syf.·
2026 13. kitabı
Merhaba 1000kitap, Bu kitabın seveni de çok, sevmeyeni de çok. Hatta bazıları gereğinden fazla abartıldığını düşünüyor. Ben ise seven taraftayım, kitap genel olarak hoşuma gitti. Konusu tamamen özgün olmasa da bana farklı bir bakış açısı sundu. Özellikle akıcı anlatımı sayesinde merakla okudum ve hiç sıkılmadım. Kitabı okurken en çok düşündüğüm şey, insanın pişmanlıklarının hayatını ne kadar etkileyebildiğiydi. Nora’nın farklı hayatları deneyimlemesi, ona geçmişte verdiği kararların sonuçlarını görme fırsatı verdi. Ancak ilerledikçe şunu fark ettim. İnsan bazen yaşamadığı ihtimalleri kusursuz sanıyor. Oysa Nora’nın girdiği hayatlar, en doğru gibi görünen seçimlerin bile kendi sorunları ve eksikleri olduğunu gösteriyordu. Bazı bölümlerde “Tamam, bunu gördük, artık diğerine geçebiliriz.” diye düşündüğüm de oldu. Çünkü kitabın asıl amacının farklı hayatları göstermekten çok, pişmanlıklarımızla nasıl başa çıktığımızı ve sürekli “Ya şöyle olsaydı?” diye düşünmenin bizi nasıl etkilediğini anlatmak olduğunu hissettim. Sonuç olarak kitap bana, geçmişteki seçimlere takılıp kalmak yerine elimizdeki hayatın değerini görmenin daha önemli olduğunu düşündürdü. Bu yüzden kitabı hem akıcı hem de pişmanlıklar üzerine düşündüren bir eser olarak değerlendirdim.
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202598,6bin okunma
Puan vermedi
Türk edebiyatının en zarif ve en derin kalemlerinden biri olan Ahmet Hamdi Tanpınar, yalnızca romanlarıyla değil, öyküleriyle de insan ruhunun karanlık ve aydınlık koridorlarında dolaşan bir yazardır. Şair, romancı, denemeci ve edebiyat tarihçisi kimliklerini aynı potada eriten Tanpınar; Doğu ile Batı, geçmiş ile gelecek, rüya ile gerçek arasında sıkışan insanı anlatmayı hayatı boyunca sürdürmüştür. Onun eserlerinde zaman yalnızca akan bir olgu değil, insanın hafızasında katmanlaşan canlı bir tecrübedir. 1943 yılında yayımlanan Abdullah Efendi'nin Rüyaları da bu sanat anlayışının en dikkat çekici örneklerinden biridir. Tanpınar'ın öykü anlayışı, gündelik hayatı olduğu gibi aktarmaktan çok onu sanatın dönüştürücü gücüyle yeniden kurmaya dayanır. Nitekim ona göre öykü, hayatı güzelleştirmek için vardır. Bu yüzden rüya, masal, korku, sezgi ve hatta bazen gerçek dışı görünen unsurlar, onun metinlerinde hayatın sıradanlığını aşan estetik araçlara dönüşür. Kitabın merkezindeki Abdullah Efendi, Tanpınar'ın sıkça karşımıza çıkan kahramanlarından biridir: Hayatın akışından memnun olmayan, kendisini bir boşlukta hisseden, gerçeklikle hayal arasında gidip gelen bir insan. Onun gördüğü rüyalar yalnızca bilinçaltının görüntüleri değil; kaçışın, arayışın ve tamamlanma isteğinin sembolleridir. Bu yönüyle eser, bir olay örgüsünden çok bir ruh hâlinin hikâyesi olarak okunabilir. Eleştirmenlerin de dikkat çektiği üzere Tanpınar'ın sanatında eşya ve olaylar sisli bir atmosfer içinden görünür. Bir sokak, bir pencere, bir masa ya da gece vakti karşılaşılan bir yüz; sıradan anlamlarını aşarak insan ruhunun derinliklerine açılan kapılara dönüşür. Bu nedenle Tanpınar okurken her sembolü çözmeye çalışmaktan çok, metnin bıraktığı izleri takip etmek gerekir. Çünkü onun dünyasında anlam kadar
Abdullah Efendi'nin RüyalarıAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202484 okunma