Yazarın kitap yazmadaki kötülüğü mü çevirinin yazılanları tam aktaramaması mı bilmiyorum ama beğenemedim, sıradan bir kişisel gelişim kitabı gibi geldi zaten pek aramın olmadığı bir tür kişisel gelişim, maddeler halinde yazılanlar olması, yazarın araya anılarını sıkıştırıp bilgi satmaya çalışması ve satmaya çalıştığı bilgilerin yüzeyselliği beni uzaklaştırdı kitaptan, mükemmelliyetçi yanımın fazla olmamasından kaynaklı bana hitap ettiğini de düşünmedim. Utanç, duygular, aile, nasıl yaşamak gerekir üzerine yazdığı kısımlardan daha kendi emin değilmiş gibi geldi muhtemelen çeviriyle alakalı kitabın anlatımını ve tonunu çok etkilemiş bu durum kitabı bitirdikten sonra bir konuşmasını dinledim kitaptan 10 kat daha etkiliydi gerçi yine o da bana çok hitap etmedi ama seven etkilenen çok insan var gibi söylediklerinde anlam bulacak çok fazla insan vardır diye düşünüyorum, boş bir içerik değildi sadece beni etkilemedi.
Okurken elimden bırakamadığım, beni çok etkileyen kitaplardan biri.
Kitapta anlatılan acıları yaşayan ne çok insan var, şu dakikalarda birileri acıyla ağlıyor bir yerlerde diye düşünmeden edemiyor insan...
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,8bin okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Viktor E. Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı adlı eseri, sadece bir psikoloji kitabı değil, insanın en ağır koşullar altında bile yaşama tutunma gücünü anlatan sarsıcı bir hayat dersidir.
Frankl, Nazi toplama kamplarında yaşadığı acıları aktarırken insanın her şeyini kaybedebileceğini, fakat yaşadığı olaylara karşı takınacağı tavrı seçme özgürlüğünün elinden alınamayacağını savunur.
Kitabın ilk bölümü, toplama kampındaki insanlık dışı şartları ve insanların bu koşullara nasıl psikolojik olarak uyum sağlamaya çalıştığını anlatır. Bu bölümün etkileyici tarafı, acıları abartılı bir dille değil, sakin ve gerçekçi bir anlatımla sunmasıdır. Bu durum okuyucunun olayların ağırlığını daha derinden hissetmesini sağlar.
İkinci bölümde Frankl, geliştirdiği logoterapi yaklaşımını açıklar. Bu görüşe göre insanın temel motivasyonu haz veya güç arayışı değil, hayatında bir anlam bulma isteğidir. Frankl’a göre insan, anlamını bir işte, bir sevgide, bir sorumlulukta veya kaçınılmaz acılara karşı sergilediği duruşta bulabilir.
Eserin en güçlü yanı, teorik bilgiyi yazarın bizzat yaşadığı gerçek deneyimlerle birleştirmesidir. Bu yüzden kitap, okuyucuya sadece bilgi vermekle kalmaz; kendi hayatını, seçimlerini ve değerlerini sorgulatan bir etki bırakır. Zaman zaman psikoloji terimleri nedeniyle bazı bölümler daha yoğun gelebilir, ancak kitabın verdiği mesaj bu zorluğu fazlasıyla karşılar.
Sonuç olarak İnsanın Anlam Arayışı, insanın iç gücünü, dayanıklılığını ve yaşamın anlamını sorgulatan; her okuyucunun hayatının farklı dönemlerinde yeniden dönüp okuyabileceği değerli bir başyapıttır.
En güçlü mesajı: “İnsanın elinden her şey alınabilir; ancak olaylar karşısındaki tavrını seçme özgürlüğü elinden alınamaz.”
Uzun zamandır kitaplığımda bana bakan ama bir türlü elimi uzatmadığım, sonunda arkadaşlarımın “Hâlâ okumadın mı, mutlaka okumalısın!” ısrarlarına dayanamayıp kapağını açtığım bir klasikle burdayım: Maksim Gorki’nin "Ana"sı.
Dürüst olmak gerekirse, normalde propaganda dozu yüksek, ideolojik ağırlıklı ve buram buram siyaset kokan kitaplar pek benim kalemim değildir. Bu yüzden kitaba başlarken içimde hafif bir çekince vardı. Okumaya başladıktan sonra da bu hissimde pek yanılmadığımı gördüm. 1900’lerin başındaki Rusya’nın o gergin, kaynayan siyasi atmosferi romanın her hücresine öyle bir sinmiş ki, dürüst olayım, olay örgüsü bazen kaplumbağa hızıyla ilerliyor. Karakterlerin uzun uzadıya girdiği siyasi tartışmalar, bitmek bilmeyen ideolojik diyaloglar yüzünden sayfaları yer yer biraz ağır çevirdim. Hatta bazı anlarda kendimi edebi bir romandan ziyade, bir siyasi bildiri ya da propaganda metni okuyormuş gibi hissettiğimi saklayamayacağım. Bir de üstüne karakterlerin bazen çok kusursuz, adeta pürüzsüzce idealize edilmiş olması bana biraz yapay geldi. İnsan dediğin hatasıyla, zaafıyla insandır diye düşünmeden edemedim okurken.
Ama gelelim madalyonun diğer yüzüne ve beni bu kitaba bağlayan, iyi ki okumuşum dedirten kısımlara...
Kitapta öyle bir karakter dönüşümü var ki, insan izlerken gerçekten hayran kalıyor. Kitabın başında karşımıza çıkan o sıradan, hayatın sillesini yemiş, her şeyden korkan ve sinmiş ev kadınının; adım adım korkularını sıyırıp atmasını, o kabuğu kırıp bilinçlenmesini ve herkesi kucaklayan güçlü bir figüre dönüşmesini izlemek bana muazzam bir umut ve ilham verdi.
İşin en etkileyici tarafı ise bu kadının yaşadığı annelik hissinin sadece kendi biyolojik çocuğuyla sınırlı kalmaması. Zamanla tüm işçi sınıfını, haksızlığa uğramış, ezilmiş o gencecik
Merhaba kitap dostlarım
Bugün buraya, gece yarısı saat 03:47 'de son sayfasını kapatıp odadaki sessizlikle baş başa kaldığım, içimdeki o tekinsiz huzursuzluğu üzerimden atamadığım bir kitapla geldim. Doğrusunu söylemek gerekirse bu kitapta öyle altını çizip paylaşabileceğim pek alıntı bulamadım.
Ruth Ware ’in Mükemmel Çift’i.
Eğer bu kitaba sadece bir cinayet çözme hevesiyle başlarsanız yanılırsınız. Evet, ters köşeleri var, temposu sizi durdurmuyor ama Mükemmel Çift’in asıl başarısı güvensizlik duygusunu okurun içine bir virüs gibi yayması Kitap bittiğinde arkama yaslanıp şunu düşündüm, İnsan en çok kendinden korkmalı. Çünkü o ölümcül oyunun içine düştüğümüzde, hayatta kalmak ya da ihanet etmek arasında kalırsak hangimizi seçeceğimiz tam bir muamma
İnsan ilişkilerinin ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu, hayatta kalma dürtüsü devreye girdiğinde en kutsal bağların bile nasıl birer birer çatırdadığını izlemek dehşet vericiydi
Okurken kendimi sürekli bir paranoyanın içinde buldum Tam Tamam, bu kesin masum dediğim karakterin arkasından öyle bir pislik çıktı ki, bir noktadan sonra kitaptaki hiç kimseye, hatta anlatıcının kendisine bile güvenemez oldum. Ruth Ware okuru manipüle etme konusunda gerçekten bir usta kaleminize sağlık Gizem ve gerilim türünün hakkını sonuna kadar veriyor, şiddetle tavsiyemdir keyifli okumalar
"Bazen hayatta kalmanın tek yolu, en çok güvendiğin insanın elini ilk bırakan olmaktır."
Ruth WareMükemmel Çift
Hayran kaldığım, herkese tavsiye ettiğim bir kitap… Ne mutlu yazana, yayana, okuyana… Kitap, kitap, kitap… Her zaman kitaptan yanayız. Bu kitap, o kitap.
Selvi Kitapçılık
İnsan Neyle Yaşar?Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024234,4bin okunma