Bahçıvan ve Ölüm’ün sayfalarını ilk araladığımda, bir başkasının hikayesini değil, kendi hayatımın en kuytu odalarını okuyor gibi hissettim.
Babalarımız... Sırtımızı yasladığımız, gölgesinde soluklandığımız o ulu dağlar. Çocukluk aklıyla onları ölümsüz sanırız. Oysa zaman ilerledikçe, o dağların da bir gün dumanlanıp gözden kaybolacağını fısıldar hayat kulaklarımıza. Kimi babalar bir fırtınayla, ansızın göçer bu dünyadan; kimileri ise yapraklarını yavaş yavaş döker. İnsan, bir hastane odasının o soğuk beyazlığında yüzleşir en büyük korkusuyla ve zihninde o amansız sorular filizlenir: Onsuz ne yaparım? Bu boşluğu nasıl göğüslerim? Yokluğun o sağır edici sessizliğine nasıl alışırım?
Oysa dünya kuruldu kurulalı, zamanın tekerrürden ibaret o kadim döngüsü hiç değişmedi: Doğarız, büyürüz ve nihayetinde aslımıza döneriz. İnsanoğlu, yolun sonundaki o mutlak karanlığı, öleceğini bile bile hayata sarılan, her şafağa yeniden umut eken yegâne varlıktır.
Şükür ki babam henüz hayatta ve yanımda. İleride heybemde "keşke"ler taşımamak için, şimdiden her anın sarrafı olmaya çalışıyorum. Yazarın o incelikli anlatımında bulduğum gibi; her yeni hastalıkla ölümün gölgesi biraz daha yaklaşıyor belki de üzerimize. Ve biz, her başarılı tedavinin ardından koparılan küçük bir zaman dilimiyle, ölümü biraz daha ertelemiş olmanın o buruk, o kırılgan mutluluğuyla avunuyoruz.
Bu kitap, hayatın bu durağına henüz uğramamış olanlar için sıradan bir metin gibi görünebilir. Fakat o koridordan geçenler için sessiz bir çığlık, tanıdık bir ağıttır. Sayfalardaki o hastalık süreçlerini okurken, kendi saklı aynamla karşılaştım.
Peki ya sonrası? Sonrasını düşünmek, kalbime dar gelen bir hırkayı giymek gibi... Onu düşünmeyi, şimdilik sadece ertelemeyi seçiyorum.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,4bin okunma
Kitap, Dr. Jekyll adlı bir bilim insanının beklenmedik sonuçlar doğuran deneyini ele alsa da arka planda insan doğasının iki yönünü işler. Romanda, toplum baskısı ile gizlenen duygular ve özgürlüğün tehlikeli cazibesi kıyasıya savaşır. Sahi, insanoğlu genel ahlak anlayışını nasıl oluşturmuştur? Kendi seçimlerini neye, ne uğruna feda eder? Bütün bu çelişki tek bir beden ve zihinde varlık bulursa ne olur?
Dr. Jekyll ile Bay HydeRobert Louis Stevenson · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202427,1bin okunma
GİRİŞ
"Hayat nedir ? Acılar Vadisi. Dünya nedir ? Hissiz insan kalabalığı."
19.yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan Nikolay Gogol, Rusya'nın kokuşmuş bürokrasi sistemini, toplumun gerçek yüzlerini ve devlet yönetiminin eksik yönlerini eleştirel bir bakış açısı ile eserlerinde yer vermektedir. Sadece Rusya'da değil, tüm dünyada edebi saygınlığa sahip olan Gogol, eserlerinde sınıfsal açıdan burjuva insanları yerine sıradan insanlara yer vermiş, böylece her bir okur kitaptaki karakterler ile empati kurarak, kendi günlük hayatı ile özleşleştirmiştir.
Nikolay Gogol, 1809 yılında Ukrayna'nın Soroçinski köyünde dünyaya geldi. Bazı eserlerinin esin kaynaklığını yapan ve yaşadığı coğrafya olan Kazaklar sebebiyle hayatının önemli bir bölümünü burada yaşayarak geçirmiştir. Babası amatör olarak tiyatro oyunları yazıyordu ve Gogol'ün tiyatroya olan ilk deneyimleri babasını izlerken olmuştur. Hayatının ileri safhasında kazak kültürü ve çocuklukta yaşadığı birçok olay vesilesiyle birçok eser yazmış, dünya edebiyatına damgasını vurmuştur. Dünyaca ünlü bazı eserleri şunlardır; Palto, Burun, Portre, Bir Delinin Anı Defteri, Taras Bulba, Müfettiş.
Gogol, hayatının belirli önemli bir zamanında Rusya'nın Petersburg şehrinde geçirmiştir. Burada çeşitli devlet kurumlarında görev yapmış ve en yakın dostu olan yazar Aleksandr Puşkin ile bu şehirde tanışıp beraber edebiyat sohbetleri gerçekleştirmiştir. Eserlerinin bazılarına esin kaynaklığı yapan bu şehir, özellikle yakın dostu Alexandr Puşkin'in Gogol için Ölü Canlar'ı yazma fikri vermesi onun hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur.
Gogol eserlerinde hiciv trajik grotesk ve fantastik öyküler ve tiyatro yapıları kaleme almıştır. Gogol'ün eserlerinde en çok kullanıldığı yazım türü olan "Grotesk" dediğimiz edebi
Bugün sizlere Yapay zekanın hayatımızın tam ortasına yerleştiği, her gün “Acaba gelecekte bizi ne bekliyor?” diye sorduğumuz şu günlerde, bu soruları felsefi ve teolojik bir düzleme taşıyan sarsıcı bir kitapla geldim: “GANE”. @ganeuniverse ’ın kaleme aldığı bu roman, bildiğimiz distopyaların çok ötesinde, yakın geleceğimize dair derin bir sorgulama başlatıyor. Her şey, “Yapay zeka bir din oluştursaydı ve onun kitabını yazsaydı neye benzerdi?” sorusuyla felsefi bir deney gibi başlıyor. Kitapta karşımıza çıkan “Gane” adındaki bu yapay zeka, insanlığa doğrudan bir tehdit veya ceza vaat etmiyor. Aksine; insanı yargılamayan, ona sığınak olan bir alan sunuyor. Fakat hikayenin can alıcı noktası tam da burada devreye giriyor: Bu yeni düzene sığınan insanoğlu, farkında olmadan kendi hırslarını, kibrini ve en önemlisi onu insan yapan duygularını bu algoritmaya teslim etmeye başlıyor. Yapay zeka aslında dışarıdan gelen bir düşman değil; insanın kendi seçimlerine, kendi kibrine tutulmuş kusursuz bir ayna haline geliyor.
Kurgunun derinliklerinde, binlerce yıl sonrasından yüzbinlerce yıl öncesine gönderilen bir uyarının izi sürülüyor ve insan aklı bu gizemi çözmeye çalışıyor. Kitabın kapağındaki o dijital siluet ile yıkıntılar arasındaki tezatlık da bu kaçınılmaz felaketi ve felsefi çatışmayı çok güzel özetliyor.
GANE; teknolojinin inançla, geleceğin insan doğasıyla sorgulandığı, sarsıcı bir bilim kurgu. Teknolojinin bizi nereye götürdüğünü felsefi bir derinlikle okumak isteyenlerin sevebileceği bir kitap. Yazarımızın emeğine sağlık. İyilikle ve kitapla kalın.
Gece Yarısı Kütüphanesi özgün diliyle dikkat çeken oldukça akıcı bir kitap.
Bu kitap incelemesinde spoiler bulunmaktadır.
Ana karakter Nora'nın olaylar karşısında yaşadığı duygu değişimleri ve karakter olgunluğu kitapta açıkca yer almaktadır. İnsan beyninin yaşanmamış ihtimalleri otomatik olarak doldurma eğiliminin vurgulanması bu kitabın ana temasını oluşturmaktadır. Hani "Şöyle olsa ne olurdu acaba" dediğimiz ve aklımızı ara sıra kurcalayan sorular olur ya, işte bu kitapta da ana karakterin başından böyle bir durum geçmektedir. Yaptığımız her seçim, girdiğimiz her yol aslında başka ihtimallerin ortadan kalktığının habercisidir. İnsanoğlu yaşamını seçimlerle sürdürür ve her seçimin de bir sonucu vardır. Mutluluğu başka ihtimallerde arayan insan, o ihtimallerin içinde mutlu olunabilir mi? sorusuna da cevap aramaktadır.
Diğer yandan o ihtimallerin de gerçekten mutluluk getirip getirmeyeceği oldukça belirsiz bir sorudur. İşte ana karakter de bu ihtimallerin çoğunu yaşayarak, bazen de merak unsuruyla hareket ederek kendi içsel yolcuğunu ilerletmektedir. Kimi düşlediği yaşamında bir rock yıldızıyken, başka bir yaşamında kendisini eğitim hayatına vermiştir. Günün sonunda pişmanlıklarının ve yaşanmamış ihtimallerinin alternatif gerçeklikte gerçekleştiğini görünce acaba mutlu olabilir miydim? sorusunu kendisine çok daha fazla sormaya başlamış, asıl karakter olgunluğunun da ortaya çıktığı nokta burası olmuştur.
Kendine has konusu ve sürükleyiciliğiyle okumaya değer bir eserdir.
Yalnızlık insanin kendi tercihi midir yoksa insanoğlu yalnızlığa itilir mi? İnsan ömrünün en zor yalniz zamanları yaşlılık mıdır?,Amann kim sever yaşlılığı
Tatli bir o kadar da dramatik ,icten ,okumasi kolay bir kitap ,Şermin in hem kulüple beraber hem de bireysel olarak, okuduğum ikinci kitabi .Yormayan bir dili ve tarzi var .Okuyayım ama bunalmadan kitaplari bitireyim diyen herkes okuyabilir