Rahip, gayet tazimkâr, elbiseyi Nur Çocuğun omuzlarından sıyırdı. Çocuğun sırtını açtı ve Nübüvvet Mührü'nü gördü. Bütün bu hallere anlaşılmaz gözlerle bakan Kureyşlilerin hayret nazarları önünde Nübüvvet Mührü'ne doğru eğildi ve o noktayı derin bir saygı edasiyle öptü. Kureyşliler de hayret, büsbütün derin... Birbirilerine bakıp âdeta sormak istiyorlardı:
- Ne var, ne oluyor? Bu çocukta fevkalâde olan neymiş?..
Bahîrâ Ebu Talib'e döndü:
- Şimdi söyle bana, bu çocuk neyindir?
- Oğlum..
- Oğlun olması mümkün değıl... Hattâ babasının hayatta bile bulunmaması lâzım...
- Kardeşimin oğludur. Dediğin gibi, babası, henüz doğmadan vefat etti.
- İşte, doğruyu söyledin! Şimdi öğütlerimi dinle! Kardeşinin oğlunu buradan ileriye götürmen doğru olmaz. Yahudiler, çocukta, benim gördiğüm işaretleri görürlerse O'na fenalık etmeye kalkarlar.
- Masum bir çocuğa neden fenalık etsinler?
- Çünkü kitaplarda gördüğümüz ve büyüklerden öğrendiğimiz bilgilere göre, bu çocuk istikbâllerin en büyüğüne namzettir. İnsanoğlu, O'nun tâbii olmak için yaratılmıştır.
Yahudiler kıskanır ve fenalık etmeye kalkarlar. Sen vazgeç bu seyahatinden!.. Nasihatımı tut!
Bu sözler Ebu Talib'in ciğerine kadar işledi ve ruhunda tam bir emniyet ve itimat doğurdu. Hep beraber Bahîra' nın yanından ayrıldılar. Ebu Talib, kervan arkadaşlarına emir verdi:
- Haydi, Mekke'ye dönüyoruz! Şam'a kadar uzanmaktan vazgeçiyorum. Mallarımızı buralarda satabiliriz.
Ve sattilar ve döndüler.
"Kabalaşmış ruhlar, ancak kaba tahriklerle doyurulabiliyordu. İnsanoğlu, kurban olgusunu insan canını sakınmak için bulmuştu ama artık insan kanının dokunulmazlığı da kalmamıştı."
Beni doğurarak acımasız dünyanın sorularıyla baş başa bırakan annemden, babamdan en tehlikeli soruları sorarak intikam alıyordum, çünkü bunu gerçekten hak etmişlerdi. Hak etmeseler bile, insanoğlu en çok kendini seven, koruyan, etrafında titreyenlere düşman kesilmekte, nazlanmakta ustadır.
“İnsanoğlunun ıstırabı kadar tabii ne vardı ! Şuurla var olmayı, gerçekten var olmayı ödüyordu. Fakat insanoğlu bununla kalmıyor, bu büyük, değişmez zaruretin yanında kendi de yeni baştan talihler icat ediyordu. Yaşıyorum
diye başka ölümler yaratıyordu.”