İmparator Constantine, Paganlık ve Hristiyanlık
"Hristiyanlık tarihinin cilvesi! Bugün bildiğimiz İncil, pagan Roma imparatoru büyük Constantine tarafından yazdırıldı." Sophie, "Ben Constantine'in Hristiyan olduğunu sanıyordum," dedi. Teabing, "Hemen hemen" diye alay etti. "Karşı koyamayacağı ölüm döşeğinde vaftiz edilene kadar bir pagan olarak yaşadı. Constantine zamanında Roma'nın resmi dini güneşe tapınmaktı. -Sol Invictus mezhebi ya da Yenilmez Güneş- ve Constatine baş rahipti. İsa, Mesih'in çarmıha gerilmesinden üç yüz yıl sonra İsa müritleri katlanarak artıyordu. Hristiyanlarla paganlar savaşmaya başlamışlardı ve anlaşmazlık o boyutlara gelmişti ki, Roma'yı ikiye bölmekle tehdit ediyordu. Constantine bir şeyler yapılması gerektiğine karar verdi. 325 yılında Roma'yı tek bir din altında birleştirmeye karar verdi. Hristiyanlık." Sophie şaşırmıştı. "Pagan bir imparator resmi din olarak neden Hristiyanlığı seçsin?" Teabing kıkırdadı. "Constantine çok iyi bir iş adamıydı. Hristiyanlığın yükselişe geçtiğini görebiliyordu, bu yüzden kazanacak ata oynadı. Tarihçiler hâlâ Constantine'in güneşe tapan paganları Hristiyanlığa nasıl döndürdüğüne hayret ederler. Pagan sembollerini, tarihlerini ve ayinlerini büyüyen Hristiyan geleneğine yerleştirerek, her iki tarafın da kabul edebileceği karma bir din yaratmıştı."
Genel olarak Eski Yunan dünyasında Helios ve Roma’da Sol invictus ile özdeşleştirilen Mithras kültü, Hıristiyanlıktan on beş yüz yıl evvel ortaya çıkan bir gizem dini olarak bilinmektedir. Mithras kültünün Roma’ya iki yolla ulaştığı düşünülmektedir. Bunların ilki, Cilicia korsanları tarafından Mithras inancının Roma’ya götürüldüğü şeklindedir. Mithras inancının Romadaki ikinci yayılım yolu olarak Cilicia’ya gelen Roma askerleri görülmektedir.
Sayfa 39·Kitabı okudu
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
ınvictus (Boyun eğmez)
“Zifir gibi gece sardı dört yanımı Cehennemi karanlık çöktü omzuma Şükürler olsun, hanginiz, ey tanrı, Boyun eğmez ruhumu verdiyse bana. İstediğince zorlu olsun koşullar; Ne ağlar sızlar, ne de kaçarım; En ağır silleleri vursa da kader, Ezilir belki ama eğilmez başım. Gazap ve acı dolu dünyadan sonra, Gidecek tek yer Gölgelerin Dehşeti. Yıllar geçtikçe yaklaşsam da yanına, Korkarım sanma Ölümün Efendisi. Varsın çok dar olsun kapısı cennetin, Varsın cezalarla dolsun kara kaplı, Benim efendisi kendi kaderimin, Benim kendi ruhumun tek kaptanı.” William Ernest Henley
Sayfa 110·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce
.... Kapı ne kadar dar olsa da Cezalarım ne kadar ağır olsa da Kaderimin efendisi benim Ruhumun kaptanı benim."
Sayfa 89
Boyun Eğmez (Invictus) Zifir gibi gece sardı dört yanımı Cehennemi karanlık çöktü omzuma Teşekkürler olsun, hanginiz, ey tanrı, Boyun eğmez ruhumu verdiyse bana. İstediğince zorlu olsun koşullar, Ne ağlar sızlar, ne de kaçarım; En ağır silleleri vursa da kader, Ezilir belki ama eğilmez başım. Gazap ve acı dolu dünyadan sonra, Gidecek tek yer Gölgelerin Dehşeti. Yıllar geçtikçe yaklaşsam da yanına, Korkarım sanma Ölümün Efendisi. Varsın çok dar olsun kapısı cennetin, Varsın cezalarla dolsun kara kaplı, Benim efendisi kendi kaderimin, Kendi ruhumun benim tek komutanı.
Alıntı
Langdon yazı tahtasının önünde bir aşağı bir yukarı yürüyerek, elma yerken gülümsedi. "Bay Hitzrot!" diye bağırdı. Arkalarda uyuklayan genç bir adam, sıçrayarak ayağa kalktı. "Ne var! Ben mi?" Langdon duvardaki Rönesans sanatı posterini gösterdi. "Tanrı'nın önünde diz çöken bu adam kim?" "Şeyyyy... bir aziz mi?" "Mükemmel, peki ya bu altın hale size bir şey hatırlatıyor mu?" Hitzrot zorla gülümsedi. "Evet! Geçen dönem işlediğimiz şu Mısırlı şeyler. Şu... şeyyyy... güneş yuvarlakları!" "Teşekkür ederim, Hitzrot. Uyumaya devam edebilirsin." Langdon sınıfa döndü. "Haleler, Hıristiyan simgelerinin çoğu gibi, eski Mısır dini olan güneşe tapmadan ödünç alınmıştır. Hıristiyanlık, güneşe tapma örnekleriyle doludur." Önde oturan kız, "Efendim?" dedi. "Sürekli kiliseye gidiyorum ve pek de güneşe tapınmaya rastlamıyorum!" "Gerçekten mi? Peki, yirmi beş aralıkta neyi kutluyorsunuz?" "Noel'i. Hz. İsa'nın doğumunu." "İncil'e göre, İsa mart ayında doğmuş, o zaman aralığın sonunda biz neyi kutluyoruz?" Sessizlik. Langdon gülümsedi. "Yirmi beş aralık, arkadaşlar, kış gündönümüyle, aynı zamana rastlayan sol invictus'un -Fethedilmemiş güneşin- eski pagan tatilidir. Yılın bu harika zamanında, güneş döner ve günler uzamaya başlar." Langdon elmasından bir ısırık daha aldı. "Kendisini kabul ettiren dinler," diyerek devam etti. "Din değişimini daha az sarsıcı kılmak için var olan tatilleri benimser. Buna dönüşüm denir. Bu, insanların yeni dine alışmalarını sağlar. İbadet eden kimseler, aynı kutsal tarihleri sürdürür, aynı kutsal yerlerde dua eder, benzer simgeler kullanırlar... ve kolaylıkla başka bir tanrıya geçebilirler." Önde oturan kız şimdi küplere binmiş gibi görünüyordu. "Siz, Hıristiyanlığın bir tür... yeniden ambalajlanmış güneşe tapınma olduğunu ima
1000Kitap