İpek Dadakçı

İpek Dadakçı

, bir kitap okudu
Puan vermedi·584 syf.··
8 günde okudu
·
2025 77. kitabı
Mario Vargas Llosa
7.4/10 · 14 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·640 syf.··
2025 72. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Temmuz 2025 11:51
Hem çok iyi yazılmış hem de beni çok etkileyen bir roman “Amerikana”. Nijerya’da tanışıp aşık olan iki gencin başka ülkelere göç etmeleriyle yollarının ayrılması ve yıllar sonra tekrar ülkelerinde kesişmesinin hikayesi kısaca. Ancak Adichie’nin anlatımı hakikaten çok etkileyici ve bundan da önemlisi bu aşk hikayesine aslında gerek kendi ülkesinin gerçeklerini gerekse ABD’nin gerçek yüzünü ve göçmenliği çok güzel yedirmiş. Hikaye, ABD’ye göç edip kendisine burada bir hayat kurmuş Ifemelu’nun yıllar sonra ülkesi Nijerya’ya dönmeye karar verişiyle açılıyor. Karakterin bu kararıyla beraber yazar okuru geçmişe götürüyor ve Ifemelu’nun geçmişi ekseninde de adeta ülkesi Nijerya’nın baştan aşağı röntgenini çekiyor. Şekil değiştirip kültürel emperyalizm olarak Üçüncü Dünya ülkelerinin gerçeği haline gelen sömürgeciliğin uzantılarını müthiş anlatıyor. Farklı sosyoekonomik sınıfların karakteristik özelliklerini, yolsuzluklarla dönen siyasi düzeni, askeri darbeler ve grevlerle sürekli bir çalkantı halinde olan toplumu, pamuk ipliğine bağlı ekonomiyi, kültürel yozlaşma ve erozyonu, kendi kimliğini kaybedip kendine dayatılana özenir hale gelmeyi o kadar yerinde anlatıyor ki gözünüzde kolayca canlandırıyorsunuz. Sonrasında karakterimizin ABD’ye göçüyle beraber bu kez Birinci Dünya’nın gerçeklerini gözler önüne seriyor: ırkçılığın dünden bugüne geldiği nokta, akla hayale gelmeyecek küçük, gündelik detaylarla hayata sızıp orta sınıf beyaz adam’ın dayattığı kendi kuralları ve standartları, yani a’dan z’ye her yönüyle ayrımcılığı ve siyahi bir göçmen olmayı muazzam işliyor. İlerleyen kısımlarda İngiltere özelinde de durumun pek farklı olmadığını görüyoruz. Adichie, ülkesindeki farklı perspektifleri çok iyi gözlemlemiş, analiz etmiş ve bunu da ustalıklı bir hikayeyle çok güzel anlatmış.
AmerikanaChimamanda Ngozi Adichie · Can Yayınları · 2016147 okunma
Puan vermedi·420 syf.··
2025 73. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Temmuz 2025 11:02
Kitapları, okumayı seven herkesin kendi tutkusuna dair yepyeni bilgiler öğrenmenin hazzı ve bence bundan da önemlisi yandaş, yoldaş bulmanın tarifsiz hissi ve mutluluğuyla okuyacağı kitaplardan birisi “Okumanın Tarihi”. Kitap, çokdilli yazar, çevirmen ve fakat hepsinden önce engin bir birikime sahip çok iyi bir okur olan Manguel’in kendi okuma deneyimlerinden bahsetmesiyle açılıyor -ki çok iyi bir giriş bu bence. Küçüklüğünde yatma vakitlerinde gizli gizli okumalarını, kitaplarla bağını, ilk satın aldığı kitapları, sevdiği yazarları ve kitapların onun için anlamını paylaşıyor okurla. Sonrasında kitap iki bölümden oluşuyor diyebiliriz. İlk bölümde okumak nedir’i irdeleyerek başlıyor Manguel fizyolojik boyutlarıyla ele alıyor meseleyi; göz nasıl görür, beyin görüntüyü nasıl algılar gibi. Devamında -kitapların tarihi açısından- biraz ileri bir tarihte buluyoruz kendimizi; Greco-Romen dünyaya ve hatta Reform öncesi Hıristiyan dünyaya gidiyoruz. İkinci bölüm ise daha geriden ve Mezopotamya’dan açılıyor ve yazının icadı ile başlıyor. Yazının icadından başlayarak kitaplara ve okumaya dair her şeyi bir çatı altında toplamak şüphesiz çok zor. Muazzam bir bilgi bombardımanını okura böyle hissettirmeden aktarmayı gerektiriyor her şeyden önce. Bilgi bilgiyi gerektiriyor ve neyi nereye bağlasa, hangi bilgiyi nereye koysa kestirmek de çok güç yazar için. Haliyle medeniyetler arasında da yüzyıllar arasında da mekik dokumadan yapmak pek mümkün değil bu işi. Ancak ben sanırım yine de bu kitabı tam tersi sırada okumayı tercih ederdim. Okurken aklıma hep daha önce yine kitaplar üzerine okuduğum “Papirüs” geldi. Kıyaslamak doğru değil ama onu çok daha fazla sevdiğimi de söylemek istiyorum. Çünkü onda yazarın bir okur olarak kişisel varlığını daha çok hissetmiştim açıkçası, en önemli
Okumanın TarihiAlberto Manguel · Yapı Kredi Yayınları · 2025283 okunma
Puan vermedi
Sebald benim en sevdiğim yazarlardan birisi. “Vertigo” ve “Austerlitz” bayıldığım romanlar, “Satürn’ün Halkaları”nı da çok beğendim yine. Tarzını bildiğim yazar hâlâ bu kadar etkileyince hayranlığım katlanarak artıyor. Ne yazık ki okuyacağım “Göçmenler” kaldı sadece ve onun da ne zamandır baskısı yok epeydir. Kitaba gelecek olursam, bu kez Sebald, 1992 yılında Kuzey Denizi kıyılarındaki Suffolk’u günlerce süren yürüşlerle kasaba kasaba gezmesini, bu gezinti esnasında gördüklerini ve bunların tarihini, yaptığı çağrışımları anlatıyor. Kısacası fiziksel olarak Suffolk gezdiği ama aslında zamanın ve dünyanın bambaşka noktaları arasında bir yolculuğa çıkarıyor bizi. Anlattıklarını “yalnızca felaketlerin oluşturduğu tarihimiz” düzleminde toparlamak mümkün kısaca (s. 293). İnsanlık tarihinin nasıl bir yıkımlar, savaş, katliamlar tarihi olduğunu muazzam aktarıyor yine. Farklı çalışan kafası ve inanılmaz enginlikteki bilgi birikimiyle mest ediyor okuru Sebald. Sömürgecilik ve köle ticaretinden, savaş ve soykırımlara, insanların doğaya ve hayvanlara verdiği tahribattan doğal afetlere dünya tarihinde yıkıma dair ne varsa önünüze seriyor. Bunu yaparken de öyle bir bağlıyor ki tüm mevzuları birbirine, kâh Afrika’ya gidiyor ve Kongo büyükelçisi Casement’i tanıyorsunuz, kâh bir trenin hikayesiyle Afyon Savaşları ve emperyalizmin misyonerlik kisvesine bürünmüş hallerini görüyorsunuz, kâh ringa balıklarının neslinin nasıl tükendiğini dinliyorsunuz kâh Nazilerin arasında buluyorsunuz kendinizi. Rembrant’tan Descartes’ten girip Joseph Conrad’dan çıkıveriyorsunuz. Ama öyle bir akış var ki bir an dahi ‘konu buraya nasıl gelmişti’ demiyorsunuz. Aksine keşke daha çok anlatsa da okusam, keşke bitmese hissiyle okudum yine. İşte en büyüleyici kısım bu bence. Daha önce Sebald okumadıysanız
Satürn'ün HalkalarıW. G. Sebald · Can Yayınları · 200666 okunma