Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın arkadaşım olsaydı da canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.
Ne yaparsa yapsın bir iş adamı da olsa, bir bankacı da olsa, bir avukat, bir şirketin yöneticisi de olsa, mücadele edecekti; zorbalık, despotluk dediği şeyin, insanlara istemedikleri şeyi yaptıran, konuşma haklarını engelleyen seyin izini sürüp ayaklarının altında ezecekti.
Hem rengin altında biçim vardı. Bakarken çok açık seçik, çok mükemmel görebiliyordu; ancak fırçayı eline aldığında her şey değişiyordu. Resimden tuvale o bir anlık uçuş sırasında, bir şeyi algılamakla onu tuvale geçirmesi arasındaki bu geçişi yaşarken, tıpkı karanlık bir koridordan geçen bir çocuğu korkutanlar gibi iblisler üşüyordu üstüne, onu sık sık ağlayacak hale getiriyorlardı.
Yaşamayı kimse bağışlamaz bize
Biz onu ölümün ana rahminden
Aşka dönmüş bir beden arzusuyla
Harf harf yaratarak çeker alırız.
Ömür Hanım, ışık hecem, ‘mihrap sırrım’
Gökyüzünün mavi kanını doldurup ağzıma
Gecesi gündüzden yüce bir zamanda
Buydu, boynundan topuklarına yazdığım.
Şu dünyayı adamakıllı görmeden, dünyanın ne olduğunu adamakıllı anlamadan buradan gidecek olduktan sonra ne diye buraya geldik sanki? Yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?