Hem çok okunan hem de birçoğumuz tarafından sürekli ertelenen başyapıt, suç ve ceza. Bu sebeple çok fazla incelenen bir kitap olsa da; felsefik değeri ve akıcı üslubu üzerinde durarak belki bir kişinin bile kitabı daha fazla ertelememesini sağlarım diye düşündüm :)
Kitabın başkahramanı Raskolnikov, Dostoyevski'nin kitaplarından aşina olduğumuz gibi, toplum kurallarını ve dayatmalarını sorgulayan, sürekli düşünen, hasta ve yoksul bir Rus aydını. Raskolnikov ilkelere bağlı gerçekleştirilen bütün eylemleri reddederek; bağımsız ve özgür düşünce sistemlerinin geliştirilmesini savunmaktadır.
Raskolnikov'un adalet kavramını ele alışına göre; insanlar sıradan ve olağanüstüler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Olağanüstüler ilerici fikirlerini toplumda kabul ettirebilmek için öldürme ve kan dökme yetkisine sahip olurken; sıradanlar bu ileri düşünceler sonucunda kurulan sistemlerin işlemesini sağlayan sıradan insanlar, yani böceklerdir. Raskolnikov sorgulamadan, boyun eğerek bir hiç olarak yaşayan böcekler gibi sıradan görmemektedir kendini; düşünen, sorgulayan ve toplumsal kurallara başkaldıran bir aydın olarak, olağanüstüler grubunda yer almalıdır. Bu sebeple bir çok insanı borçlandırarak acı çektiren yaşlı ve zengin tefeci kadını ve rastlantısal olarak kardeşini öldürür. Böylece toplumsal düzenin bozukluğuna karşı başkaldırarak, olağanüstüler grubunda yer aldığını ispatlamış olacaktır.
Gerçekleştirdiği bu psikolojik deneyin Raskolnikov'un kişilik dönüşümündeki etkisi inceleniyor kitapta. Merkezinde adalet ve suç kavramları yer alıyor olsa da; cinsiyet eşitsizlikleri, sosyal statüler, eşitsizlikler, din ve yasal evlilik gibi katı toplumsal kuralların yer aldığı birçok alt konu günümüz kitaplarının çoğundan bile cesurca irdelenmiş.
Betimlemeleri yormadan her sahneyi