Puan vermedi·160 syf.··
2026 120. kitabı
Cuniçiro Tanizaki’den okuduğum ilk kitap Musaşi Lordu’nun Gizli Yaşamı oldu. Çok şaşırdım. Hatta biraz irkildim. Biraz da “insan gerçekten sandığımız gibi mi?” diye düşündüm. Tarihi roman diye başlayıp, sapkın bir aristokratın zihninin karanlık dehlizlerine giriyorsunuz. Üstelik bunu öyle edebi, öyle soğukkanlı bir dille yapıyor ki okurken hem hayran kalıyor hem de huzursuz oluyorsunuz. Tanizaki’nin olayı tam olarak bu zaten: rahatsız ederken büyülemek. Altı hikâyeden oluşan bu kitapta gerçekler, fanteziler, itiraflar ve sözde tarihî belgeler iç içe geçiyor. Sengoku Dönemi’nin kaosu arka planda; entrika, savaş, bastırılmış arzular ve karanlık fanteziler ön planda. Musaşi Lordu’nun çocukluğundan itibaren ölüm ve cinsellikle kurduğu hastalıklı ilişki, onu bildiğimiz “bilge ve cesur” figürlerin çok ötesine taşıyor. Okurken şunu düşündüm: Hayranlık duyduğumuz insanların, hiç bilmediğimiz hangi karanlık kuyuları var? Tanizaki bize şunu fısıldıyor: İnsan ya tamamen iyi ya da tamamen kötü değildir. Bilgeler rezil olabilir, cesurlar zayıf düşebilir. Ve bazen en ürkütücü şey, buzdağının görünmeyen kısmıdır. Gerilimi yüksek, tuhaflığı bol, zihni kurcalayan bir okuma oldu benim için. Ama Tanizaki ile ilk kez tanışacaksanız, belki daha “bilindik” eserleriyle başlamak iyi bir fikir olabilir. Çünkü bu kitap, Tanizaki’nin karanlık tarafını hiç saklamadan gösteriyor. Ben sevdim. Hem de rahatsız olarak sevdim. Merak edenlere gönül rahatlığıyla öneririm.
Musaşi Lordu'nun Gizli YaşamıCuniçiro Tanizaki · İthaki Yayınları · 2023258 okunma
Puan vermedi·95 syf.··
2026 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2026 00:00
Kitabı bitirdiğimde odadaki ışığı açmaya korktum; sanki kitabın o simsiyah, o zehirli dumanı sayfaların arasından sızıp bütün odamı, bütün hayatımı kaplamış gibiydi. Bu kitap beni öyle tekinsiz, öyle karanlık bir labirentin içine fırlattı ki, okurken ruhumun parça parça çürüdüğünü, o odadaki afyon kokusunu ciğerlerimde hissettim. O yalnız mezar kazıcısının, o gölgeyle konuşan adamın sayıklamalarını okurken içimde feci bir ürperti belirdi. Yazarın "Hayatta öyle yaralar vardır ki, afyon gibi ruhu yavaş yavaş kemirir, kemirir" deyişi, benim de içimde kimseye gösteremediğim, zaman zaman beni de içten içe tüketen o eski yaralarımı kanattı. Kitaptaki o oda, o küçük pencere ve dışarıdaki o hep aynı olan korkunç dünya, aslında modern insanın kendi zihnine hapsoluşunun, o korkunç yalnızlığının ta kendisiydi. Beni asıl darmadağın eden ve nefesimi kesen şey, anlatıcının o lale kurusu gözlü kadına, o hem kutsal hem de fahişe olan hayale duyduğu o hastalıklı, o ölümcül tutku oldu. Sevginin bittiği, yerini nefrete ve cinayete bıraktığı o anlarda, insanın kendi içindeki o karanlık canavarla yüzleşmesi öyle ağırdı ki, kitabı elimden bırakmak istedim ama o büyüye kapılıp bırakamadım. O her şeyin birbirini tekrar ettiği, geçmişle geleceğin birbirine karıştığı o kabus meğer benim de kabusummuş. Kapağı kapattığımda, duvardaki kendi gölgeme bakıp irkildim; sanki ben de o kör baykuş gibi kendi gölgeme bir şeyler fısıldamak zorundaymışım gibi hissettim. Kör Baykuş benim için sadece bir roman değil; insanın deliliğin sınırında gezinirken yazdığı ömürlük bir intihar mektubu, ruhun o en karanlık, en dipsiz kuyusundan yükselen ve insanı iliklerine kadar sarsan musibet bir çığlıktır.
Alıntı
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,7bin okunma
Reklam
6/10
·172 syf.··
2026 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 22:41
·
Otomatik Portakal beni rahatsız ederek düşündüren bir kitaptı. Okurken yer yer irkildim, hatta bazı sahnelerde uzaklaşmak istedim ama tam da bunu yapmak istediği için etkileyiciydi. Şiddeti sadece göstermiyor; onu nedenleriyle, sonuçlarıyla ve dayatılan “iyilik” kavramıyla yüzüme vuruyor. Alex’i sevmek mümkün değil ama onu tamamen suçlamak da kolay değil. Çünkü kitap bana şunu hissettirdi: Bir insanı zorla “iyi” yaparsan, geriye insandan ne kalır? Devletin müdahalesiyle şiddetten arındırılan Alex, aslında özgürlüğünü kaybederek mekanik bir varlığa dönüşüyor. Bu da kitabın asıl rahatsız edici tarafı. Dili sert, atmosferi karanlık ama alt metni çok güçlü. Otomatik Portakal, ahlakın, özgür iradenin ve otoritenin sınırlarını sorgulatan; okurunu rahat ettirmeyen ama uzun süre akılda kalan bir roman. Okuduktan sonra şiddetten çok, özgürlüğün bedeli üzerine düşündüm.
İnceleme
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,1bin okunma
6/10
·168 syf.··
2026 1. kitabı
Kitabı az önce bitirdim. Yazarın ve türün okuduğum ilk kitabıydı. Açıkçası kitabının arkasında belirttiği gibi gecelerimi esir almadı. Kitap boyunca anlatılan öyküler, olaylar ya da tanımlar ürkütmedi bile. Yalnız kitabın son sayfasındaki gözlüklü adamın sonuna üzüldüm ve irkildim. Anlatılan öyküler için hepsi bunun için miydi diye düşündüm (kitabın sonundan dolayı). Anlatılan hikayeler uzun ve karmaşık olsa da pek bir şey anlamamış olsam da akıcı şekilde okudum. Kitabının ilk bölümünü kitabı bitirdikten sonra tekrar okuyacaksınız.
Üç SahtekarArthur Machen · İthaki Yayınları · 2019344 okunma
Hakikat nadiren hoştur.
8/10
·195 syf.··
2026 15. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 07 Nisan 2026 15:12
Ankara Kızılay’da metronun yanındaki kitapçıya girmiştim. Okumam gereken kitaplar bitmişti. Yeni bir kitap alacaktım ve yavaş yavaş bakınıyordum. Cuma günü olduğundan ötürü cuma namazı için kapanacağını bildiren anons sesiyle irkildim ve hızlıca göz gezdirdim etrafa. Jaguar yayınından daha önce birçok kitap okumuştum ve hepsi de çok sürüklemişti. Bu nedenle ilgimi o kısım daha da çekti. Hızlıca parmaklarım kitapların üzerinde gezerken ismini tuhaf bulduğum bu kitabı çektim. Arkasını hızlıca okudum ve hemen kasaya gittim. Sonrasında araya vize haftam girse de az az okuyarak şimdi bitirebildim. Hiç de pişman etmedi beni. Kitabın konusu.. O taşra hayatı betimleyişi ve karakterlerin duygularının bana hitap etmesi ile harika bir kitaptı. Harika bir seçim olmuş:) Teşekkür ederim Franz.
Tütüncü ÇırağıRobert Seethaler · Jaguar Kitap · 20211,711 okunma
8/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 05 Mart 2026 23:32
Herkese selamlar Bugun size kalemi ile yeni tanıştığım ve simdiden cok sevdigim @authorisabella nin #ninaguerrera serisinin ilk kitabi #thecipher #savaşçıkız yorumu ile geldim. Kitabin sonunu okuyunca "ay ben bu ekibi cok sevdim, umarım seridir." diyordum ki, gercekten Nina ve ekibinin bir serisi olduğunu keşfettim. Uzun zamandır boyle #fbi #ajan konulu bir kitap okumamıştım. Zira bir film, dizi izliyormuş gibi atmosferi vardi hikayenin. Ilk baslarda kitap yavan ilerliyor gibi geldiyse de bir acilma ani vardi, bir de sonunu getirme. O arayı nasil gectim, hiç bir fikrim yok. Uçtu adeta. Bu arada @jlo Netflix icin bu serinin yayın haklarını almis. Hatta başrol olacakmış Ama yapıma dair bir süreç bulamadım. Umarım tez zamanda başrolde Lopez olsa da hikayeyi gorsel olarakta izleme şansımız olur. Nina Guerrera, 16 yaşındayken koruyucu ailesinin yanindan kaçar ama bir spik ktilin eline düşer ve bir sure yaninda alikoyar. Bu sure zarfında da kiza her turlu isknce ve isismarı yapar. En sonunda da kiz bir yolunu bulur ve elinden kacar. 17 yaşındayken basina gelenlerden dolayi reşit olup özgürlüğünü mahkeme yoluyla alir. Ayrica ismini de Savaşçı Kız anlamina gelen Nina Guerrera olarak değiştirir. Hatta gelecek planlarında başkalarının basina bunlar gelmesin diye güvenlik güçlerine katılmak istedigini hakime anlatır. Nitekim hayallerine kavuşur ve o artik nitelikli bir ajandir. Yillar sonra bir kosu sırasında uğradıgi bir baska saldırıdan bu kez çevikligi ve dövüş becerileri ile kurtulur. Bu anları da bir başkası kameraya alip sosyal medyada paylaşınca ajan viral olur. Herkes görüp tanır. Ancak gecmiste kalan o sosyopatta kizin izini bulmustur. Bu kez peşini bırakmayacaktir. Ustelik bunu yaparken ona benzeyen baska kızları öldrerek şifreler birakacak ve bunlari tum dunya ile
Savaşçı KızIsabella Maldonado · Altın Kitaplar · 202679 okunma
Reklam
Reklam