zamanın döngüsünde sıkışıp kalmış sıradan birinin bir geleceği
olamaz,yalnızca tekrar tekrar kendini yineleyen bir geçmişi olur. şimdi benim gözlerimden bakıyorsun! bir gün sorumluluk sende olduğunda,kendine acımanın bir sonuç değil,felaketlerinin başlangıcı olduğunu ve bütün bunların sebebinin ‘sen’ olduğunu anlayacaksın.
Yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok, daha kuvvetli yaşadığını, bir âna bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak... Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak...
O zaman şöyle demeliyim:Seni az tanıyorum...Az...Sende fark ettin mi?Az,dediğin,küçücük bir kelime.Sadece A ve Z.Sadece iki harf.Ama aralarında koca bir alfabe var.O alfabeyle yazılmış on binlerce kelime ve yüz binlerce cümle var.Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında.Biri başlangıç,diğeri son.Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar yan yana gelip de birlikte okunmak için.Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler.Senin ve benim gibi...
Bu yüzden,belki de,az çoktan fazladır.Belki de az,hayat ve ölüm kadardır! Belki de,seni az tanıyorum,demek,seni kendimden çok biliyorum,demektir.Bilmesem de,öğrenmek için her şeyi yaparım,demektir.Belki de,az her şey demektir.Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir...