İshak Üzgün

Yine alarm çalmadan birkaç dakika önce kendiliğinden uyanmıştı.Biyolojik saati,cep telefonundan önce davranarak asıl patronun kendisi olduğunu bir kere daha hatırlatmıştı. [syf.13] ..... Şüphe yok ki vücudumuzun en havalı organı beyindir.Zira kendi adını koyabilen tek organdır beyin. [syf.18] ..... İnsan olarak doğup, mikrop olarak ölüyoruz. [syf.29] ..... Bu iskenderi isteyen ben miydim,yoksa içimdeki bakteriler mi? [syf.40] ..... Vücudunuzda size ait olmayan birçok kötü kokunun nedeni,vücudumuzda bizimle yaşayan mikroorganizmalardır. [syf.86] ..... Erkek başta olmak üzere,insanların büyük bir çoğunluğu vücudundaki görünür kaslarla hava atsa da işlevsel kaslarının ağzının içinde olduğunu hatırlatmak isterim.İstemli başlayıp refleks olarak devam eden çiğneme davranışı sırasında, vücudunuzun en güçlü kaslarından çene kası ile en hareketli kaslarından dilin muhteşem paso doble dansı söz konusudur.Eğer oturup izleme şansınız olsaydı,güç ve esnekliğin bu mükemmel dansı karşısında hepiniz hayranlık duyardınız. [syf.89] ..... 45 yaşından sonra tat tomurcuklarının birçoğunda bozulmalar meydana gelir.O nedenle yaşlılıkta tad duyarlılığı azalmaktadır.Yani vakti olanlar hala vakitleri varken bazı yiyeceklerin tadını çıkarsınlar.Zira ilerde buna pek de fırsat kalmayabilir.O yüzden bir çok yaşlı insan sürekli "ah, nerde o eski tadlar" deyip durur.Tamam,eski tatların çok daha iyi oluşunda besinlerin daha doğal oldupu gerçeği önemlidir ama tat tomurcuklarının sayısının azalması da bu meselede oldukça önemlidir. [syf.94] ..... Bağırsağın vücut dışına açıldığı nokta olan anüste,son birkaç santimetrelik alanda birtakım damarlar bulunur.Bu damarların farkı,karaciğere uğramadan doğrudan ana dolaşıma katılan bir yapıda olmasıdır. [syf.131]
Reklam

İshak Üzgün

, bir kitap okudu
9/10
·288 syf.·
7 günde okudu
·
2020 31. kitabı
Serkan Karaismailoğlu
8.6/10 · 8,7bin okunma
"Öyle;o dönemde ruhsal işler dışında bir şey düşünemez olmuştu," diye ekledi."Günün birinde Papaz Thirdly yolda ona rastlamış.'Günaydın,Mr. Everdene;bugün hava ne güzel!' deniş.Everdene de papazı görünce aklına yalnızca din konusu düştüğünden,dalgınlıkla,'Amin' deyivermiş.Evet, dinibütün bir Hristiyan'dı." [syf.81] .... Adı çağrılan kişi, "Evet,beyefendi,yani hanımefendi, demek istedim.Prograss özel adımdır benim," diye yanıtladı. "Peki,nesin sen?" "Kendi gözümde bir hiç.Başkalarının gözündeyse,kendim söylemeyeceğim,toplum, düşüncesini nasılsa er geç dışarı vuracaktır." [syf.99] .... Kim bilir,kızın şu tutumu belki de bir köy evinde bir çiftliğe yükselmesinin kaçınılmaz bir sonucuydu.Yüksek çevrelerde bunun örnekleri bulunabilir.Sonradan gelen şairler,eski Roma tanrısı Jüpiter'le ailesini Olympos Dağı'nın tepesindeki dar ve sıkışık evlerinden alıp gökyüzüne taşımışlardır.Tanrıların,eski şiirlerdeki konuşma biçimlerine kıyasla,sonraki şiirlerde aktarılan konuşma dillerinde,yükselişiyle orantılı bir gurur,remilik ve küstahlık görülür. [syf.104] .... Mr.Clark, "Sarhoş olup sızanlar için de şiltesi at kıllarıyla doldurulmuş uzun kanepeler varmış;başuçlarında at kılı yastıklarla," diye ekledi."Ayrıca güzeller baksın diye asılmış aynalarla günahkarlara yarayan,içi yalan dolu kitaplar." [syf.132] .... Bağıra taş basmak,bir aşığın en büyük erdemidir;bunun yokluğu da en kolay bağışlanabilen günahı. [syf.166] .... Karşılık bulmamış bir aşkın öfkesi,ısırıp zehirlese de çekilebilir,böyle aşağılanmakta bir zafer,bu yollu çekişmede bir sıcaklık vardır. [syf.168] .... Neşenin zorunlu olduğu sıralarda neşeden yoksun kalmak kadar,neşenin var olduğu zamanlarda bundan sonuna kadar yararlanmamak da insanın ruhunu çökertir ve söndürür. ... Uygun fırsat düşmeden
Benim avutmama ihtiyaçları yoktu.Bu iki çocuk birbirlerini benim aklıma gelmeyecek kadar iyi düşüncelerle yatıştırıyorlardı.Hiçbir papaz cenneti onların anlattığı kadar güzel canlandıramazdı;kapının önünde ağlayarak onları dinlerken,içimden, "Keşke hepimiz orada bir arada olsaydık," demekten kendimi alamadım. [syf.56] .... "Utan,utan, Heathcliff!" dedim."Kötüleri cezalandırmak Tanrı'nın işi; bizler bağışlamayı öğrenmeliyiz." "Hayır,Tanrı bu işi yaparken,benim duyacağım zevki duymaz." [syf.76] .... Ama bir ara neredeyse kavga edecektik.O dedi ki,sıcak bir temmuz gününü geçirmenin en iyi yolu,kırların ortasında bir fundalıkta sabahtan akşama kadar uzanıp sırtüstü yatmak,çiçekler arasında düşte gibi,vızıldayarak dolaşan arıları,insanın tepesinde ötüşen tarlakuşlarını dinlemek, masmavi bulutsuz gökyüzünü,pırıl pırıl yanan güneşi seyretmekmiş.Ona göre cennetin ta kendisiymiş bu.Bana göre ise en büyük mutluluk ,batı rüzgarı eserken, gökte de pamuk gibi beyaz bulutlar uçuşurken,hışır hışır eden yemyeşil bir ağaçta sallanmaktır.Sonra,yalnızca tarlakuşları değil,ardıçkuşları,karatavuklar,ketenkuşları,gugukkuşları,hepsi bir ağızdan ötüşmelidir; uzaklarda serin gölgeli koyaklarıyla uzanan bozkır,ama yanı başımda da meltemle dalgalanan öbek öbek çayırlar,ormanlar,çağıl çağıl akan sular bulunmalı ve tüm yeryüzü uyanık,dipdiri olup neşeden çoşup taşmalıdır.O istiyordu ki her şey tam bir sessizlik içine gömülüp kalsın,hiç kımıldamasın;ben de her şey bir bayram çoşkunluğu içinde pırıl pırıl olsun,oynasın, zıplasın istiyordum.Ben onun cennetinin yarı ölü bir şey olacağını söyledim; o da benimkinin saehoştan farksız olacağını ileri sürdü.Ben,onunkinde uyuyup kalacağımı söyledim,o da ,'Ben de seninkinde soluk alamam',dedi ve gittikçe öfkelenmeye başladı.Sonunda,havalar düzelir