Benim avutmama ihtiyaçları yoktu.Bu iki çocuk birbirlerini benim aklıma gelmeyecek kadar iyi düşüncelerle yatıştırıyorlardı.Hiçbir papaz cenneti onların anlattığı kadar güzel canlandıramazdı;kapının önünde ağlayarak onları dinlerken,içimden, "Keşke hepimiz orada bir arada olsaydık," demekten kendimi alamadım.
[syf.56]
....
"Utan,utan, Heathcliff!" dedim."Kötüleri cezalandırmak Tanrı'nın işi; bizler bağışlamayı öğrenmeliyiz."
"Hayır,Tanrı bu işi yaparken,benim duyacağım zevki duymaz."
[syf.76]
....
Ama bir ara neredeyse kavga edecektik.O dedi ki,sıcak bir temmuz gününü geçirmenin en iyi yolu,kırların ortasında bir fundalıkta sabahtan akşama kadar uzanıp sırtüstü yatmak,çiçekler arasında düşte gibi,vızıldayarak dolaşan arıları,insanın tepesinde ötüşen tarlakuşlarını dinlemek, masmavi bulutsuz gökyüzünü,pırıl pırıl yanan güneşi seyretmekmiş.Ona göre cennetin ta kendisiymiş bu.Bana göre ise en büyük mutluluk ,batı rüzgarı eserken, gökte de pamuk gibi beyaz bulutlar uçuşurken,hışır hışır eden yemyeşil bir ağaçta sallanmaktır.Sonra,yalnızca tarlakuşları değil,ardıçkuşları,karatavuklar,ketenkuşları,gugukkuşları,hepsi bir ağızdan ötüşmelidir; uzaklarda serin gölgeli koyaklarıyla uzanan bozkır,ama yanı başımda da meltemle dalgalanan öbek öbek çayırlar,ormanlar,çağıl çağıl akan sular bulunmalı ve tüm yeryüzü uyanık,dipdiri olup neşeden çoşup taşmalıdır.O istiyordu ki her şey tam bir sessizlik içine gömülüp kalsın,hiç kımıldamasın;ben de her şey bir bayram çoşkunluğu içinde pırıl pırıl olsun,oynasın, zıplasın istiyordum.Ben onun cennetinin yarı ölü bir şey olacağını söyledim; o da benimkinin saehoştan farksız olacağını ileri sürdü.Ben,onunkinde uyuyup kalacağımı söyledim,o da ,'Ben de seninkinde soluk alamam',dedi ve gittikçe öfkelenmeye başladı.Sonunda,havalar düzelir