Önce Karaca Alinin ölüsünü gördüler.Başında bile durmadılar.Sonra geyiğin ölüsünü gördüler.Sonra da ta aşağılardan bir inilti duydular.Baktılar Halil uçurumun çıkıntısında heyal meyal görülüyordu.İnceden de bir inilti geliyordu.
Gittiler köyden uzun kendirler getirdiler.Halile sarkıttılar."Brline bağla da çekelim," dediler.Halilin ipe dokunacak hali bile yoktu.İniltisi gittikçe artıyordu.Bağlayamayınca Halil:
"Siz varın gidin," dedi."Ben gelemem," dedi.
Beline ipi bağlayıp da o uçuruma inip Halili çıkarmaya kimse cesaret edemiyordu.
"Zeynebe de söyleyin.Muradına ersin," diye inledi.Sonra ses soluk kesildi.
Zeynep bunu duyunca ayıktı.Uçurumun başında donmuş duruyordu.Birden kendini Halilin üstüne bıraktı.
O gün bugündür,o uçsuz bucaksız kayadan bir türkü gelir.Tüekünün sözleri şafak vakitleri,tan yerleri ışıdı ışıyacakken iyice anlaşılır.
...
İşte orada,iki sevgilinin düşüp can verdikleri yerde,her yıl,oraya düştükleri günün seherinde,tanyerleri ışırken,iki çiçek biter.Bu çiçeğin biri kırmızı biri mavi açar.Tam günün ucu görünür,çiçekler birbirine kavuşacakken,öte kayadan bir geyik uçarak gelir,çiçekleri yer.Bu her yıl böyle olur