Puan vermedi·148 syf.··
Beğendi
·
2025 15. kitabı
Kendisiyle beraber mezara götürmek istemediği, söylemek istediği bir şey var ama söyleyemediği de aynı zamanda. Söyleyemiyor çünkü herkesin aklının ereceği bir öykü olmadığını düşündürüyor. Onu yürekten anlamak, ta içten duymak gerek diyor. Onun için de anlatmaktan cayıyor.. Savankul ile karşılaşmasında 17 yaşında göz alıcı bir ırgat kızı idi Tolgonay. Savankulu çalışırken seyretmek zevk veriyor ona. Herkesin uykuda olduğu sırada Savankulla işbaşı yapar, her sabah şafakla birlikte aşkları yeniden doğardı. Bir tarlakuşları bile var. Savankulla çalışmak için kaldıkları ay ışıklı geceler. İnsan için en büyük mutluluk budur. Çiftçinin zevki ekip biçtiğinin kendisinin olmasıdır. Tolgonay ile Savankul evlenirler üç oğulları olur. Kasım, Muslubek, Caynak.. Bir tek sözcüğü yazmanın ölüm gibi gelmesi, sırtında koca buğday çuvalı varmış gibi ter dökmesi ve Savankul'un çocuklarından okumayı öğrenmesi.. Hepsi sıcak bir hikayenin parçasıydı ta ki savaş çıkana kadar. Tolgonayın hatırındakiler, bir savaşın insanlara yaşattığı ya da yaşatmadığı duygular.. Kitap beni çok etkiledi. Okumanızı ısrarla tavsiye ediyorum. Şimdi Diğer Cengiz Aytmotov eserlerini okumalı. İyi okumalar..
Toprak AnaCengiz Aytmatov · Ketebe Yayınları · 202177,9bin okunma
3/10
·168 syf.··
2025 10. kitabı
Atsız, zor bir kişi. Sabrınızı zorlayacak, sinirleriniz üzerinde -onun çok sevdiği deyimiyle- "taarruza" sebep olacak birisi. Neden mi? İlk olarak savaş konusundaki düşüncelerinden bahsetmek istiyorum. "... uzun zamandır savaşmayan milletlerde ahlâkî bir bozulmanın başladığı gözden kaçmamaktadır." (s. 23) "Bir millet için en büyük tehlikelerden biri barış ve dostluk afyonu yutarak uyumaktır. Büyümek istemeyen millet küçülmeye mahkumdur. Saldırmayan millete saldırılır." (s. 31) "Türkiye, Atatürk'ün ölümünden beri pasif bir devlet siyaseti gütmektedir. Atatürk'ün zemin ve zaman icabı olarak, sırf o devir için söylediği "yurtta sulh, cihanda sulh" sözlerini, ebedî düsturmuş gibi benimsemiş görünerek siyasetini bu esas üzerinde yoğunlaştırmıştır. "(s. 104) [Aynı zamanda dipnotta şu cümle yer alıyor: "Bu sözün nerde söylendiği, hatta söylenip söylemediği de belli değildir.] "Medeniyet ilerledikçe insanî fikirlerin de galebe edeceği, milletlerin kardeş olacağı bir gün geleceği hakkındaki fikirlerin hepsi birer rüyadır. Bunlar ya saf insanların fikirleridir yahut da karşılarındakileri aldatmak isteyen hilekârların sözleridir. Bütün insanların kardeş olması, ihtirasın, kavganın kalkması tabiat muhaliftir. İnsanlık ve kardeşlik propagandası medeniyette ilerlemiş milletlerin, er meydanında silahla yenemedikleri geri milletlere karşı tatbik ettikleri yeni bir tabiye usulüdür. Bize İsa'nın insanlık düsturlarını propaganda eden İngiliz, Alman, Fransız, Amerikan papazlarının milletleri bir yandan silahları bırakma konferansları açarken bir yandan topu, tüfeği, gazı, mikrobuyla silahlanıyorlar."(s.128) Evet, ne yazık ki dünyada tamamen barışın hüküm sürdüğü; açlığın, sefaletin, savaşın olmadığı bir düzen toz pembe bir rüyadan ibaretmiş gibi geliyor kulağa. Yirmi birinci
Tarih
Türk ÜlküsüHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 20234,929 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·80 syf.··
2025 42. kitabı
Akşama kadar uyudum bugün. Tatil yorgunluğu geçmeden işbaşı yapmış olmanın verdiği keyifsizlik iş yorgunluğuyla birleşti. Dolu kafam boşalmadı ne izinde, ne de işte. Akşama kadar uyudum bugün de! Sonra, açtım gözlerimi, siyah perdelerle karartılmış odamın tavanına doğru. Sanırım sırtüstü uyuyorum bugünlerde. Zararı yok tabii, neden olsun ki? Batıl inançlarım yok benim. Ha sağ, ha sol tarafa dönük uyumuş ya da uyanmışım. Ne fark eder? Etmez elbet, lakin tavana bakarak uyanmak tuhaf hissettirdi biraz. Yazı mı, tura mı gelecek diye havaya atılan paranın dik gelmesi gibi sanki. Tavana bakarken hatırladım, ben zaten çoğu zaman böyle uyanırım. Gözüm, tavanda yalnız başına sarken ampule takılır hep. Ahh ampul kardeş... Ne işin var odamda? İnsan sana bakarken hayal kuramıyor ki! "Uçsa, evin tavanı şimdi! " diye geçirdim içimden. Ampul yerine gökyüzünü görsem. Hatta, gökyüzünde bir bulut olsa da ona takılsa bakışlarım. Bak! Ne güzel olurdu. O bulutun peşinden gitsem. Olmadı ama, odama bulutlar dolmadı. Saate baktım: 17.58 "Hadi bakalım" dedim. Bulut bana gelmiyorsa, ben buluta giderim. Hızlıca attım kendimi sokağa. Gökyüzünün altında dolaştım biraz. Yürürken fark ettim ki, karnım da acıkmıştı hani. Kahvaltı niyetine, şu Kentucky'li beyaz sakallı amcanın tavukçu dükkanına gidip midemi doldurdum. Dolu midemle devam ettim yürümeye. Tanrım, neden ayaklarım yere basıyor? Oysa, yürümek istiyordum ben bulutların üzerinde. Böyle deyince, N. Fazıl'ın mısraları geldi aklıma: Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere, Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere. Böyle bir hayat işte, ne yapalım, yürümek de güzel. Yürürken ben, karardı hava ama fark edemedim. Zira; bulutları terk edip bakışlarımı çoktan yere çevirmiştim. İzmir marşı ile kendime geldim. Önde onbeş yirmi
ŞimdilikMuzaffer Tayyip Uslu · Yapı Kredi Yayınları · 20131,267 okunma
Puan vermedi·354 syf.··
2024 53. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 26 Temmuz 2024 10:42
"Toplumun çürük parçaları... Küflenmiş beyinlere sahip, değersiz düşünceler taşıyan kişiler. Gerekli şartlar sağlandığında suç işlemekten kaçınmayacak, toplumun huzurunu bozacak kimseler.Toplumun içinden çıkan, toplumun bir parçası olan, ancak toplumun unutmak istediği kirli parçaları.. İş arama sürecinde gazetelerdeki haberleri okurken tam olarak böyle düşünüyordu Ataman. Sosyolog kimliği bir yere koyamıyordu onları, hele ki defalarca iş başvurusu yapıp reddedildikten sonraki ruh haliyle.. Son iş görüşmesine de olmayacak düşüncesiyle giderken şansı bu sefer ondan yanadır ve onun için kara günler geçmiştir. Ama herkes başta böyle düşünür ya işim olsun da amaaan her şey yoluna girecek diye.. Ataman da zamanla bu durumun aslında göründüğü gibi olmadığını anlar. İşsiz kalma düşüncesi ile duygularını, düşüncelerini bile ifade edemez hâle gelir. Bir gün uğradığı mobbing ise bardağı taşırır, ve öfkesini kusar patronuna. Bunun üzerine bir haftalık izin verilir kendini toparlaması için. Ancak işbaşı yaptığında patronunun ortadan kaybolduğunu öğrenir. Ataman için yapacak bir şey kalmadığından evine döner, patronundan haber alabilmek umuduyla.Ancak izinde öfkesini dindirmek için kullandığı maddeler hafızasında boşluklara sebep olmuştur ve ipuçlarını takip ettiğinde ruh sağlığı da giderek bozulacaktır.. Tam olarak topluma ayna tutan bir kitaptı. Yozlaşmış kişilikler,kalıplaşmış düşüncelere sığmaya çalışırken hayatları yerler bir olan insanlar.. Ne kadar farkında olsa da bilse de insan, başına geldiğinde kitaptan öğrendiği gibi olmuyor maalesef hayatta. İlk sayfalarda biraz durağan şekilde ilerliyor ama bunun iş arama sürecinde hissedilen duygusal travmayı çok iyi yansıttığını düşünüyorum. Sonrasında bir açılıyor,olaylar olaylar. Severek okudum. Tavsiyemdir Kitapların
SosyoçürükSermed Derici · Luna Yayınları · 202444 okunma
8/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2023 46. kitabı
Dilinin çok akıcı ve merak örgüsü içerisinde gerçekle kurguyu harmanlayıp distopik bir sarayda geçen bir roman. Köprülüler ailesi köklü bir sadrazam çıkaran aile olmasıyla ve güçlü bağlantılarıyla bilinen bir ailedir. Bu ailedeki küçük çocuklardan biri Mark-alem kendisini sarayda beklenmedik r kademede işbaşı yaparken bulur. Bundan sonra ilerleyen olaylarla Arnavutluk ve Osmanlı arasındaki bazı olayları aydınlatmakla beraber yaşanan hikaye. Saraydaki kabaca iş tanımı ise çeşitli kademeleri bulunan birimlerin rüyaları yorumlayıp en sonunda padişaha raporlanması.
Rüyalar Sarayıİsmail Kadare · Jaguar Kitap · 2022430 okunma
8/10
·472 syf.··
Beğendi
·
2023 25. kitabı
KIZIL ÇENGİ / OSMAN BALCIGİL Nihayet çıkar çıkmaz Osman Balcıgil'in son kitabı KIZIL ÇENGİ'yi aldım, okudum ve biraz geç olsa da yorumu yazdım. Geçen ayda "İstanbullu Hikayeleri" okumuştum, bu dönem Balcıgil kitapları ile oldukça keyifli bir okuma oldu. Arka kapaktan; "Cahide Sonku’nun inanılması zor yükseliş ve düşüş öyküsü, toplumsal hayatımızın kendine özgü labirentlerinde gizlidir. Bütün Türkiye’nin CAHİDE’siydi... On üç yaşında adımını attığı Darülbedayi’de, rakiplerini geride bırakmayı, ilk ve biricik primadonna olmayı becerdi. Altın yıllarını yaşayan Türk Tiyatrosu’nun ve kuruluş aşamasındaki Türk Sineması’nın tartışmasız “1 Numara”sı oldu. Çok ama çok para kazandı. Her çıkışın bir inişi vardır!" Balcıgil, diğer biyografi kitaplarında ( Yeşil Mürekkep, Celile, Afife Jale... ) olduğu gibi derin bir araştırma yaparak, gerçekle kurguyu ayırt edilemeyecek şekilde harmanlayarak, Sonku'nun zirveye çıkışını ve düşüşünü bizlere anlatırken arka planda toplumsal, siyasal, kültürel gelişmeleri, yaşananları da aktarıyor. Okur da keyifle kitabı okurken dönem hakkında bilgileniyor. Aslında biyografiler sonu belli hayat hikayeleri. Bence burada amaç, o sona nasıl gelindiği; sonu hazırlayan etmenler, alınan kararlar, yapılan yanlışlar ya da doğruları anlatmak, unutulanları hatırlatmak, bazen de perde arkasında olanları yansıtmak. Durum böyle olunca sonu bilinen ama ara dönemde yaşananların anlatıldığı çok okunan bu kitap hakkında ne yazacağım? Kitabın konusu belli olduğuna göre, ben Cahide'nin davranışları, kararları, psikolojisi gibi konular üzerinde durmak istiyorum. Kitapta zaman zaman anlatıcı Cevdet'in yaptığı gibi. (Psikoloji uzmanlık alanım değil ama ana derslerimden ne de olsa). Tabii sadece Cahide'nin psikolojisi değil onu bu duruma getiren kişi ve
Kızıl ÇengiOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20231,114 okunma