Puan vermedi·352 syf.··
2026 1. kitabı
Bazı kitapları okumadan önce yazarları hakkında da biraz bilgi sahibi olmak, kitabın anlaşılmasını daha kolay hale getiriyor. George Orwell’ın da özellikle bu eseri özelinde tanınması gereken yazarlardan biri olduğunu düşünüyorum. Totalitarizm eleştirisinin belki de şahı sayılabilecek bu eser, Orwell’ın hayatından çok fazla beslenmiştir. Gerçek adı Eric Arthur Blair olan yazar; ailesi, yazdığı şeylerden utanç duymasın diye kendine bir takma ad bulma ihtiyacı duyarak George ismini bir kral adından, Orwell ismini de bir nehir adından alıp mahlasını oluşturmuştur. Yazar, babası o dönemlerde İngiltere sömürgesi olan Hindistan’da görevli olduğu için orada doğmuştur. Yaşam şartlarının zor olduğu bir ortamda doğması, henüz sekiz yaşında bir yatılı okula verilmesi, okul şartlarında despot yöneticilerle muhatap olmak zorunda kalması, altına kaçırma problemi gibi unsurlar, fikir dünyasının temelini çocukluğunda atmaya başlatıyor. Altına kaçırmamak için tanrıya dualar etmesi fakat bir şeyin değişmemesinden sonra kötülüğün, kötü olanla yaşamanın kaçınılmaz bir şekilde hayatta var olduğunu düşünmesine sebep oluyor. Baskıcı okul idarecileriyle yaşadıkları, baş kaldırma dürtüsünü ve sonuçlarının neler olduğunu erken yaşlarda yazara öğretiyor. Liseye gittiğinde edebiyat öğretmenliğini bir başka distopya yazarı olan Huxley yapıyor. Tam olarak bilemesek de bu durumun, Orwell’ın yazım dünyasında bir etkiye sahip olduğunu düşünebiliriz. Liseden sonra parası olmadığı için üniversite eğitimi alamayıp Burma’ya şimdiki adıyla Myanmar’a polis olarak gidiyor. Burada yedi sene görev yapmış olsa da bu durumu sindiremiyor. Kraliçeye karşı işlenen her suçun acımasızca cezalandırılması ve kendisinin de bu baskıcı gücün parçası olması hoşlanmadığı bir durum halini almaya başlıyor. Bu işten
1000Kitap
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,3bin okunma
3/10
·174 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
AVARE YILLAR (Roman) ORHAN KEMAL 1914-1970 arasında yaşamış, toplumsal gerçekçi sanat akımının temsilcilerinin sayılı isimlerinden yazar Orhan Kemal’in yazdığı ikinci eser ile onun sanat anlayışını ve dünyayı algılayış biçimini anlamaya çalışıyoruz. Roman aslında otobiyografik izler de taşıyor. Orhan Kemal bu romanda hepimizin ilk gençlik çağına doğru bir ışık tutarak o yaş grubunda bulunan yoksul insanların iç dünyalarına bizi götürüyor. Romanın kahramanı babasının otoritesi ile yüreğinin sesi arasında kararsız adımlar atmaktadır. Bir taraftan aşkı, diğer taraftan yoksulluk vardır. Okulu bırakıp bir an önce para kazanma amacıyla tekstilde çalışmaya başlar. Orda tutunamayınca arkadaşlarıyla İstanbul’a çalışmaya giderler. Amaç çok net olmamakla birlikte aşklarıyla da ilişkilidir. İstanbul’da da tutunamazlar. Yoksulluk her yerde onları bulur. Eve dönerler. Bir dairede katiplik yapmaya başlar. Orada düşünsel anlamda gelişir. Tanrıyı, evreni, iyiyle kötülüğü, kaderi, yaratılışı düşünerek varolan toplumsal algılardan radikal biçimde ayrışmış bir dini eleştiri ortaya koyar. İşçi kısmını aslında toplumdaki en alt sınıf olarak gören halka inat fabrikada çalışan bir kıza ilgi duyarak sonunda da evlenir. Düşüncesinden dolayı yurt dışında yaşayan anne babası olmadan evlenir. Ninesi ona ebeveynlik yapar. Evlendiklerinde damat emanet kıyafet bularak düğüne katılır. Ninesi damada haber vermeden emanet altın takıları geline taktırır. Gelin önce çok sevinir ama bir gün sonra bu takıları geri isteyince tüm dünyaları yıkılır. Ama umutlarını kaybetmezler. Tek sermayeleri umutlarıdır. Kahramanın Yaşar Kemal’in İnce Memed’ine benzer bir yoksul çocukluk dönemi yaşar ama ilerleyen yaşlardaki reaksiyonları farklılaşır. Aslında Hegel’in bildung süreci gibi bir olgunlaşma evresini yaşar
Avare YıllarOrhan Kemal · Varlık Yayınları · 19691,635 okunma
Reklam
Atticus ve Sistem Sorunu
Puan vermedi·360 syf.··
2026 4. kitabı
Bir çocuk perspektifinin nahifliğiyle yazılmış olan romanı okurken de olaylara bir çocuk gibi bakmak gerekir. Bu konuda Scout Finch bize oldukça yardımcı oluyor. Okura kolayca geçen durumları bir çocuğun gözleriyle yorumluyor ve çocuk tepkileri veriyor. Roman içinde karakterlerin farkındalık zannettiği pek çok an oluyor ve adeta bir sonraki sahnelerle bu farkındalıklar sürekli kırılıyor. Çocukluğun en güçlü terimi oyun'dur. Oyun esasen hayatımız boyunca devam eden bir süreç. Birisi cübbesini giyiyor ve avukat bey oluyor, bir diğeri copunu alıyor ve polis oluyor. Diğeri size iğne yapıyor ve ona hemşire diyoruz. Bizler de oyunda üzerimize düşen görevi üstleniyoruz ve oyunu bozmadığımız sürece ceza almıyoruz. İnceleme içinde bazı spoiler kısımlar olabilir. Bu sebeple kitabı okuduktan sonra buraya dönmeniz daha sağlıklı olur. Hikayemiz 1930'lar Amerika'sında güneyde geçiyor ancak bugün bile güneyde Amerikalılar benzer perspektiflere sahiptir (İkinci ağız ve dünya haberleri üzerinden bir fikir). Karakter karakter ele almaktansa tema tema ele almayı deneyeceğim. Dolayısıyla kronolojik atlamalar yapabilirim. BÜLBÜL: "Bülbüller bizi eğlendirmek için şarkı söylemek dışında bir şey yapmaz. İnsanların bahçelerindeki bitkileri yemezler, mısır ambarlarına yuvalanmazlar, tek yaptıkları iş bize içlerini dökmektir/şarkı söylemektir. İşte bu yüzden bülbülleri öldürmek günahtır." Kitabın arka kapağında ve ilgili yerde yazan bülbül meselesi işte bu. Bülbül basitçe kendinde varoluştur ve masumiyeti temsil eder. Roman özelinde bunu iki karakterde cisimleştiriyoruz. İlki birinci kısmın çocuklar üzerinde durduğu Arthur Radley -çocukların deyimiyle Öcü Radley- ve ikincisi de kitabın ikinci kısmının ana ekseni olan Tom Robinson. Öcü Radley basitçe çocukken yaptığı yaramazlıklar
Edebiyat
Bülbülü ÖldürmekHarper Lee · Epsilon Yayınevi · 202088,8bin okunma
Noel baba da ölecek mi?
9/10
·108 syf.··
Beğendi
·
2025 74. kitabı
aslına bakarsanız hristiyan dünyasında noel etkisi oldukça büyüktür ancak bizlere meşhur ‘’noel ruhu’’ aralık ayında yoğun bir şekilde hissedilirmiş gibi gelir. fakat ekim ayından itibaren noel heyecanı hristiyan dünyasını sarar ve ocak ayına kadar bu heyecanın etkisi devam eder. aslında hepimiz noel’i olmasa da yeni bir yılın gelişini farklı şekillerde kutlarız. fakat hristiyan dünyasında noel’in sembolü haline gelmiş nesneler ve gelenekler vardır. bunlar çam ağacı, noel akşam yemeği, ilahiler söyleme, kartpostallar gönderme, hediyeler alma, bağış yapma ve aile bireyleri ile bir araya gelip, sıcak ve keyifli zaman geçirmedir. çam ağacının pagan inançlarından kalıp, evrimleşerek noel geleneğine dönüştüğü söylense bile, bugün çam ağacının noel bayramı’nı bütünleyen bir parça olduğunu da kimse inkâr edemez. aslında, ‘’geleneksel’’ noel 200 yaşına bile girmemiştir henüz. şimdi size bununla ilgili çok şaşıracağınız bir şey söyleyeceğim. bu geleneklere katılan eğlence ruhu çağlar öncesinden kalmasa da 1843 yılında yazılmış, siyasi eleştiri niteliği taşıyan bir romandan gelir. evet, bu durumda mariah carey’de gelmiş geçmiş en meşhur şarkısını bir yazara, sosyal bir eleştiriye, gerçek bir hayalet avcısı charles dickens’a borçludur. ‘’bir noel ilahisi’’ 19. yüzyılda, aralık ayında piyasaya çıktı. charles dickens’ın bu kitabı 6 haftada yazdığı ve bastırmak için çok acele ettiği söylenir. bunun sebebi de o zamanlar eşiyle bebek bekliyor olmaları ve para kazanma ihtiyaçlarıymış diye söylentilere eklenir. kitabın ilk baskısı noel arifesinde yok satar. böylece dickens kısmen sıkıntılarına çare bulur. fakat beklediği geliri elde edemez, o ayrı bir hikâyenin konusu. o zamanlarda ingiltere’de yapılan noel kutlamaları bugün ki gibi şatafatlı olmazmış zaten. hatta o dönemde bu
1000Kitap
Bir Noel ŞarkısıCharles Dickens · Bordo Siyah Yayınları · 011,3bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2025 25. kitabı
·
48 günde okudu
·
Okunma: 03 Temmuz 2025 22:01
ŞİDDETİN TOPOLOJİSİ Birinci Bölüm: ŞİDDETİN MAKROFİZİĞİ 1. ŞİDDETİN TOPOLOJİSİ Şiddet yıllardır varlığını sürdürmüştür. Zamana ve mekâna göre şekil değiştirmiştir. Yunan mitolojisinde şiddet gerekli olan şeklinde kullanılmıştır. Antik Yunan dönemi ve Roma döneminde şiddet görsel şölen şeklindeydi. Arenalarda iktidarın gücünü gösteren kanlı canlı şiddet unsuru günümüzde kamplara çekilmiştir. Gururla gezen şiddet, geç modern çağda utangaç bir şekilde gaz odalarında ve gözlerden ırak köşelerde gezmektedir. Şiddet zaman içinde sadece mekân değiştirmemiş aynı zamanda şekilde değiştirmiştir. Olumsuz şiddetin her türküsünün kınandığı günümüzde olumlu şiddet ortaya çıkmıştır. Başarı ve performansa dayalı şiddet kendini sömürme olarak gerçekleşir. Bu şekil insanı zorlayan değil, özgürlük kılıfında sergilenendir. 2. ŞİDDETİN ARKEOLOJİSİ Şiddetin başlangıcı dinseldir. Azteklerde savaşlar savaş tanrısı için yapılırdı. Kan isteyen tanrı için öldürmek ve ona adanan insan kurbanlar şiddetin arkaik hâlidir. Ölmemek için öldürmek ölümsüzlüğü elde etme hâline dönüşür. Eski zamanlarda öldürme gücüne sahip olmak iktidar olmanın temeli sayılıyordu. Günümüzde iktidarın öldürme gücü yerine paraya sahip olması gerekiyor. 3. ŞİDDETİN RUHU İnsanda üst ben ve ben vardır. Üst ben disipline dayanır. Emreder, baskı yapar. Ben ise kendi özgürlüğü ile üst benin baskısı altında sıkışır kalır. Geç modern toplumda ideal ben ortaya çıkar. Bu durumda insan kendini özgür hisseder. Bu defa her gün kendini geliştirmeye çalışır. Performans ön plana çıkmıştır. Daha çok başarı, daha çok mutluluk uğruna kendini tüketir. Bu durum dış baskı ve dış işkenceden daha ölümcüldür. 4. ŞİDDETİN POLİTİKASI 4-1. Dost ile Düşman Dost bedir, düşman nedir, kavramlarını irdelemiş. Düşman kelimesi politik
Şiddetin TopolojisiByung-Chul Han · Metis Yayınları · 2020837 okunma
Puan vermedi·87 syf.··
2025 5. kitabı
“Bak eller dünyayı değiştirmişler, sen de değiştir dünyanı. Yarınlar senin. ” 1979 yılında yayımlanan eser Mustafa Kutlu’nun yazarlık hayatı bakımından önemlidir. Bugün “Kutlu Hikâyeciliği” dediğimiz, üzerinde çalıştığımız, incelemeler yaptığımız kısım bu eserle başlamıştır. Mustafa Kutlu “ustalık döneminin başlangıcını teşkil eden” bu eserden daha sonra yayımlayacağı dört eserde de izinden gideceği metot yardımıyla birbirine bağlı öykülerle çerçeve hikâye adı verilen yapıyı oluşturmuştur. Kutlu hikâyelerini bir çerçeve hikâye ve onun içinde yer alan alt hikâyelere yer vererek oluşturur. Yani kesretten vahdete gidiş dediğimiz tasavvufi kullanım bu hikâyelerde açıkça görülmektedir. 1979-1990 seneleri arasında kaleme aldığı, yazarlığının ana hatlarını meydana getiren ve akademik çevrelerce“Mustafa Kutlu Beşlemesi” olarak adlandırılan Yokuşu Akan Sular (1979), Yoksulluk İçimizde (1981), Ya Tahammül Ya Sefer (1983), Bu Böyledir (1987) ve Sır (1990) isimli eserlerinde bu tarzı daha fazla geliştirmiştir. Beşleme içindeki kitapların her biri, bağımsız olarak da okunabilecek, fakat roman gibi hep beraber baştan sona okunduklarında da asıl güçlerini sergileyebilen hikâyelerden müteşekkildir. Yokuşa Akan Sular (1979) Mustafa Kutlu’nun kendi sesini bulduğu bir eserdir. “Yokuşa Akan Sular’ı oluşturan hikâyeler kendi içinde bir bütün, hikâyeler birleşince de eser başlı başına bir bütündür. Tarantino filmlerini hatırlatan bu kurgusal yapıda okuyucu aktif olmak, deyim yerindeyse bir yap‐bozun parçalarını birleştirmek zorundadır. Zira hikâyelerdeki şahıslar ortak, anlatılanlar birbiri ile bağlantılıdır. Bu açılardan romanın kapısında duran, ama hikâye olarak kalan bir eserdir Yokuşa Akan Sular. ” Hikâyede, Kutlu’nun hikâyelerinde sıkça rastladığımız Anadolu’nun çeşitli yerlerinden
Yokuşa Akan SularMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 19985,1bin okunma
Reklam
Reklam