Anası onu gezmeye götürürken bir saat saçlarını düzeltmeye uğraştığı halde, ne anasının, ne babasının aklına bu kafanın içi ile de bir parça meşgul olmak düşüncesi gelmemişti.
Çocuğun bu metaneti orada bulunanların kalbini parçalıyordu. Zaten, bir felakete sükûn ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir. Kuru ve sabit gözlerin arkasında nasıl bir ateşin yandığı; yavaşça kalkıp inen göğsün içinde nelerin kaynadığı bilinmediği için, insan mütemadi bir ürkeklik ve tereddüt içinde üzülür...
"Kâmil bir insandan ne anlıyoruz, evvelâ bunun tarifi gerekir. Bu husustaki çeşitli tarifler arasında en basit ve basit olduğu kadar şayanı dikkat olan şu tarif beni çok düşündürür: 'Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma.'"
"Düşünme yeteneğini gittikçe kaybettiğimi hissediyordum," diyor bunlardan biri, "karşıma çıkan meselelerin, öğrendiklerimle hemen hiç ilgisi yoktu; bunların hakkından gelmek için öyle uzun boylu düşünmeye ihtiyaç yoktu, yalnız koşuşmak gerekiyordu. Böylece, en az düşünen insanlardan biri oldum zamanla."