‘Işk ile vîrân iden gönlini ma‘mûr istemez Hâtırın mahzûn iden bir lahza mesrûr istemez ~Gönlünü aşk ile viraneye çeviren kişi, (bir daha) onun mamur (bayındır) olmasını istemez. Hatırını hüzünlere alıştıran da (artık) onun bir an bile sevinçli hâle gelmesini istemez.~ •Avnî
Bir Fuzûlî Gazeli
Mende Mecnûn'dan füzûn âşıklık isti'dâdı var Âşık-ı sâdık menem Mecnûn'un ancak adı var N'ola kan tökmekde mâhir ola çeşmüm merdümü Nutfe-i kâbildürür gamzen kimi üstâdı var Kıl tefâhur kim senün her var men tek âşıkun Leylî'nin Mecnûn'u Şîrîn'ün eger Ferhâd'ı var Ehl-i temkînem meni benzetme ey gül bülbüle Derde yoh sabrı anun her lâhza min feryâdı var Öyle bed-hâlem ki ahvâlüm görende şâd olur Her kimün kim devr cevrinden dil-i nâ-şâdı var Gezme ey gönlüm kuşu gâfil fezâ-yı ışkda Kim bu sahrânun güzer-gehlerde çok sayyâdı var Ey Fuzûlî ışk men'in kılma nâsihden kabûl Akl tedbîridür ol sanma ki bir bünyâdı var --- Aşk nedir? Fuzûlî'nin aşkı kimedir? Aşk ulaşamadığın şeye duyulan sevgi ve özlem midir? Acısız aşk var mıdır? Aşkı aşk yapan acı mıdır? Hasret duyduğundan mahrum olmak mıdır aşk? Şiirin bir incelemesinde âşıklık şu şekilde bahsedilmiş: "Fuzulî, âşık olmanın, âşık sayılmanın ölçüsünü, tanımını “başta, kuşun yuva yapması olarak değil kendi oluşturduğu gözyaşı selinin baştan aşması” şeklinde yapmıştır."
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
“Çâre-i bihbûdumu sordum mu'âlicden dedi Derd derd-i ışk ise mümkin degül sıhhat sana” (Doktora iyileşme çaremi sordum; dedi ki: "Eğer derdin aşk derdiyse, senin iyileşmen mümkün değildir.") Fuzuli
“Işk ehlin âteş-i hicrâna eylersen kebâb Döne döne imtihân etdün budur âdet sana” (Aşk yoluna düşenleri ayrılık ateşiyle kebap ediyorsun, onları döne döne imtihan ettin; işte bu huyun, senin adetin oldu.) Fuzuli
İkiden Bir Çıkınca (Kısa Bir Aşk Denemesi)
Aşk nedir? Eğer lügate bakıp tanımını yapacak olursak [عشق (A.i. ‘ışk)] Bir kimse veya bir şeye karşı duyulan çok kuvvetli sevgi ve bağlılık, aşırı muhabbet. Şiddetli istek ve tutku. Kadın ve erkek arasındaki çok kuvvetli duygu ve sevgi bağı (Kubbealtı)] Tamam ama aslında bu kalıp tanımların dışında aşk ne? Tanımlar çoğu zaman hislerin gürültüsünü azaltmak için vardır; oysa aşk gürültüden beslenir. Sözlükler düzen ister, aşk ise düzensizlikte büyür. Aşk, sadece iki kişinin bir araya gelmesi değil, birbirinin yaralarını elleriyle değil, bakışlarıyla sarabilmesidir. Bana sorarsanız birisinin gözlerinin içinde kendi suretinizi görebilme duygusu. Çünkü eğer bu durum yaşanıyorsa o insana güvenip kendinizi ilişkiye hiç düşünmeden adayabilirsiniz. İnsan, hayatı boyunca birçok kapıyı çalar ama sadece bir tanesinde evinde olduğunu hisseder; işte o ev kalptir. Ya da birisinin elini her tuttuğunuzda sanki uyuşturucu madde ya da alkol kullanmış gibi sakinleşmek de olabilir. Belki de aşk, insanın içindeki karmaşayı tek bir bakışta susturabilen nadir bir sükûnet hâlidir. Kalabalıkların ortasında yalnız olmadığını hissettiren görünmez bir bağdır. Eğer adam o kapıdan içeri girmeyi göze alamazsa, kadın sadece eşikte bekleyen bir hüzne dönüşür. Çünkü aşkta "beklemek", bazen en ağır olandır ve ruhu yavaş yavaş aşındıran gizli bir sızıdır. Cemal Süreya bir şiirinde şöyle diyor: "Şu üç günlük sevdalara inat, serserice değil adam gibi seviyorum." Bir insan bir diğerini adam gibi nasıl sevebilir? Güven vererek mi yoksa kirpiği yanağına düştüğünde nazikçe peçete uzatıp önce kirpiğini yanağından alıp sonra bir öpücük alarak mı? Oysa aşk, risk almaktır; uçurumun kenarında olduğunu bilip yine de manzaraya hayran kalmaktır. Karşısındaki adama o kadar çekiliyordu ki "Azıcık yaklaşsalar ya deprem
Edebiyat
Aşk Türkçeye Arapçadan girmiş bir kelime. "İşk" kökünden geliyor."İşk" yakıcı,şiddetli sevgi demektir.Kültürel anlamda tüm dillerde olumlu bir anlam yüklenmiş gibi görünmekle birlikte aslında antik dünya,aşk ve aşığa hiçbir zaman sıcak bakmamıştır ve aşk, toplumsal yapının önündeki en önemli tehdit olarak algılanmıştır.Roma hükümdarı Pompeius, karısına duyduğu aşk yüzünden alaya alınmış, Sezar'a yenilmesinin nedeni olarak dahi bu gösterilmiştir.Dünyanın en eski doğu batı savaşı olarak bilinen Troya savaşı da yine bir aşk hikayesi yüzünden ortaya çıkmıştır. İlk bakışta prens Paris'le güzel Helene'nin aşkı gibi görülen bu kadim hikaye,bir savaşa,insanların ölümüne ve bir ülkenin yıkımına yol açmıştı.Benzer biçimde çok bilinen aşk hikayelerinden bir başkası Roma hükümdarı Markus Antonius ile Mısır kraliçesi Kleopatra arasına geçmiştir.Her ikisinin de sonu fecidir ve bu aşk,Augustus'a yenilmelerine sebep olmuştur.
Tarih