• Sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum. Yolumun Karanlığa saplanan noktasında, Sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum.

    Kara Gökler kül rengi bulutlarla kapanık; Evlerin bacasını kolluyor Yıldırımlar.
    İn cin uykuda yalnız iki yoldaş uyanık
    Biri benim biri de serseri kaldırımlar.

    İçimde damla damla bir korku birikiyor; Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
    Üstüme camlarını hep simsiyah, dikiyor; Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

    Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
    Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır. Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi; Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

    Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
    Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğu!
    Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
    Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.

    Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin;
    İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
    Tak tak ayak sesimi aç köpekler işitsin; Yolumun Zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

    Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
    Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
    Örtün üstüme örtün, serin karanlıkları.

    Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya; Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu Ateşi
    Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
    Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 158 - Büyük doğu yayınları
  • Benim sana gelişlerim,
    ....zamansız ve tepetaklak,
    Vahim bir esaret bu,
    ....bütün yollar sana tutsak,
    Sana her gelişim sırılsıklam,
    ......donuma kadar ıslak,
    Her sevişim başka ölüm,
    ......anadan üryan, çırılçıplak....
  • Bu gece ağlamak ve şiir yazmak yok.
  • Niye imalı öyleyse 
    Aşk mutlu bir sürgünlükse. 

    Üvey annemdi benim, ben sarışındım 
    On altı yaşındaydım, sarışındım 
    Bulanık çıkmış fotoğraflar gibiydim, görünümsüz 
    Yalnızdım, karışıktım 
    Beni tanıyan kimseler yoktu 
    Hiç yoktu 
    İçime kapanıktım 
    Büyük ağaçların altında 
    Havuzun kırık taşları arasında 
    Bilmezdim mutluluk nedir 
    Bilemezdim 
    Alıp başımı gitmek isterdim 
    İsterdim ama, kalırdım 

    Sanki kar yağışlarının ardından 
    Uzun süren kar yağışlarının ardından 
    Sevimsiz bir lunaparkta 
    Kimsesiz bir atlıkarıncaydım. 

    Bir limonluğumuz vardı, öğle saatlerinde 
    Bazen o limonlukta uyurdum 
    Karışık düşler görürdüm 
    Yalnızlık? 
    O bir başına kalırdı, ben bir başıma kalırdım 
    Sanki hiç tüketilmeyen bir otobüs durağı 
    Gibi kalırdım 
    Bir gün 
    İçeri girdi, uyanıktım 
    Yarı uzanmıştım, uyanıktım 
    Bir üşümüşlüğü tutuyordum yüzümde, uyanıktım 
    Dudakları aralıktı, ben uyanıktım 
    Öyle bir süre durdu, baktı 
    O baktı ben de baktım 
    Yanıma usulca uzandı 
    Uzandığını görmedim, ama uzandı 
    Dağıldı, uçuştu, bir gülüş gibi uzandı 
    Önce şaşırdım 
    Önce hiç kımıldamadım 
    - Yalnızlık biraz azaldı - 
    Saçlarımı sevdi, hiç kımıldamadım 
    Bir biçim değildim sanki, bir nesne, bir şey değildim 
    Biraz utandım 
    Sokuldu bana iyice, bana sarıldı 
    Dudaklarımı aldı, dudaklarımı taşırdı 
    Köpüren sütler gibi taşırdı 
    Köpükler içinde kaldım 
    - Mevsim her zamanki gibi yazdı - 
    Birden beyaz bacaklarını gördüm 
    Sonra her şeyi gördüm 
    O her şeyi ben ilk defa gördüm 
    Ses çıkarmadım 
    Ses çıkarmadım, köpüren sütler gibiydik 
    Beni yeniden öptü, üstüne çekti beni 
    Köpüren sütler gibiydik 
    Limonlar beyazlandı 
    Bir limondan başka bir limona geçtik 
    Bir limondan başka bir limona geçtim 
    Gözlerim süt gibiydi, sayısız gözlerim vardı 
    İlk defa vardı 
    Upuzun sürdü, kısacık sürdü 
    Beni bıraktı 
    Ayağa kalktı, saçlarını düzeltti 
    Süt dindi 
    Ama ben kaldım 
    Çoraklar, çöller, tuzlu denizler gibi kaldım 
    O gözlerini dikti bana 
    - Ben suyun yanması gibi tuzda - 
    Anlamsız, uzun 
    Gizli, korunaklı 
    Yüzüyle itermiş gibi ilk defa gördüğü bir yaratığı 
    Yıllarca, ama yıllarca 
    Baktı baktı baktı. 

    Kimseye bir şey söylemedim 
    Ama bir daha gelmedi 
    Ne sevgi, ne nefret, ne önceleri bir şey duymadım 
    Sadece gelsin istedim 
    Uyanık bekledim 
    Gelsin istedim 
    Ama bir daha gelmedi. 

    Anladım neden sonra 
    Anladım kötülük olsun diye geldiğini limonluğa 
    O bembeyaz dişleriyle yoktu, ben vardım 
    Üç gündüz daha geçti, ben vardım 
    On gün daha geçti, sonra ben günleri unuttum 
    - Unutmak ben büyüdükçe o benim çocukluğum - 
    O yoktu 
    Beni uyardı, beni yalnız bıraktı, anladım 
    Çocukken vururdu, kanatırdı, ezerdi 
    Bu kez de 
    Anladım severekten 
    Okşayaraktan yapmak istedi aynı şeyi. 

    Üvey annemdi, ben sarışındım 
    O da sarışındı 
    Beni uyardı, beni yalnız bıraktı 

    (Açık saçık giyinirdi, pek anlamazdım 
    Dudaklarını ıslak tutardı, pek anlamazdım 
    Şehvetle aralardı, bembeyaz dişlerini görürdüm 
    Bembeyaz dişlerini görürdüm 
    Bembeyaz 
    Kalçalarını okşayaraktan tutardı.) 

    O günden sonradır ki iyi tanıdım ben kanı. 

    Bir gece uykudaydı bütün konak 
    Gizlice bahçeye çıktım 
    Yaralı bir hayvan gibi sürünerekten 
    Sokuldum limonluğa usul usul 
    Döktüm bir şişe gazı ve limonluğu yaktım.
  • Yalnızca yağmur yağdığında seviyorum bu şehrin insanlarını.. Herkesin yüzü gözü ıslak, Başları eğik omuzlarının arasında.. Yağmur yağdığında... Herkes.. Benim hep olduğum gibi...Ceyhun Yılmaz
  • “Pencereyi kapama, gök dolabilir içeri; sen neyi görebilirsin, ıslak bir bulutun ağışını mı?”
  • İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
    Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
    Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
    İstanbul'u dinliyorum.
    (Varlık,1.6.1947)