İslam'ı kavramak derken, belki her şeyden önce onun yaşanabilir bir olay olduğunu, İslam'ın bir zihin fantezisi değil, hayat tarzı olduğunu anlamak gerekiyor. İslam'ı yaşama çabasının bulunmadığı bir yerde ona gerçekten layık olunamayacağı ve İslam'ın hep ütopya gibi görüneceği, söylenmeden de bilinebilecek bir gerçek olmalıdır.
İnsanoğlunun içinde bir nefis vardır. Herkesin içinde bir nefs-i emmâresi vardır, herkesin bu nefs-i emmâre’ye kapılması vardır. Hırsı, tamahkârlığı, çeşit çeşit kusurları, suçları, zaafları vardır. İşte bu zaafları bildi mi, insan rahat eder.
Cenâb-ı Osman (r.a.) in 12 senelik hilâfetinin 6 senesi çok güzel geçmişti. Çünkü Allah Resûlünün sahabileri o zaman hayattaydı. Artık muazzez sahabîlerden birçoğu ebediyet âlemine göç meye başlamıştı. İslâm devletinin sınırları genişlemişti. Elbette ki sahabilerle onlardan sonra gelenler bir olamazdı. Sırf bu yüzdendir ki eski saadetli günler yavaş yavaş rüya olmaya başlamıştı.