Uyuyamayan, uykusuzluk hastalığı çeken kişiler , karanlığın getirdiği sınırsız özgürlük ve gerçeklikle yüzleşemeyen kişilerdir aynı zamanda. Bu insanlar, gün boyunca, her şeyi izlemekle oyalanırlar. Oysa, gece artık izlenecek bir şey yoktur. Yalnızca, yaşamın o belirgin sesi duyulur içten içe. Gündüzden soyutlanmış, kurtulmuş olan anlamsızlık artık saklı değildir. İnsan yaşadığının daha bilinçli olarak farkındadır, ayrıca ölümün de varolduğunu ayrımsar. "Yaşamın anlamı", gece duyumsanır ve sorgulanır. Yaşam, gecenin konusudur…
Benim ruhum kuşların öldüğü anda biter
Senin ruhun kuşları öldürürken dirilir
Benim ufuklara baktığım yerde
Yorgun savaşçılar seferden döner
Senin her umudu yıktığın yerde
İçimizde yanan kandiller söner
Sen bir yanardağı sevecek kadar mavi değilsin
Adımların öylesine karanlık
Bana doğru yürüdüğün her sabah
Ansızın akşam olur
Evlerin duvarında gezinir çaresizlik
Ağıtlar parçalanır içimizde köz gibi
Bir yudum suya bile karışır da hüznümüz
İncecik bir perdedir mutluluk, yanar gider
Bilmez misin ki, umut bir kuştur konar gider
Çoğalır kuşkuları tuzağa düşenlerin…
Ölmüşse artık beni hiç ilgilendirmezdi. Ben
öldükten sonra insanların beni unutacaklarını
nasıl çok iyi anlıyorsam, bunu da kendim için öyle
doğal buluyordum.
Bin dokuz yüz otuz dokuz:
Karanlıkların içinde
Ölülerle yaşıyoruz
Puslu havayı sever kurt;
Kaplamakta gökyüzünü
Kurşundan ağır bir bulut.
Her şey uyuduğu zaman
Kıracak zincirlerini
Gecede uyanık duran.
açıktan açığa vasat zihinler yetiştirmek, çocuğun iç dünyasını tarumar etmek, öğrencilerin liderlik vasıflarına sahip olmalarını engellemek, yumuşak başlı ve yetersiz vatandaşlar yetiştirmek üzere tasarlanmış, yani bir bütün olarak nüfusu "idare edilebilir' kılmayı amaç edinmiş bir eğitim sistemi.