Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır.
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır.
Aşk celladından ne çikar madem ki yar vardır.
Yoktanda vardan da ötede bir Var vardır.
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır.
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır.
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır.
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır.
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır.
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır.
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır.
Gögsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır.
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır.
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Mağlubuz. Durmadan kazanan bu hayat
Basit bir üçkağıtçı sadece, bir sahtekar
Beşbenzemezle rest çekiyorum ama o
Biliyor bunu ve çekiliyor oyundan, yokum diyor
Dün bir demirciydim oysa ben, ufku eritirdim
Bugünse ateş altındayım hatıralarımı yazma
Hatıralarımı yazma tarih sanıyar birileri
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kocasının emanetiydi Patricia. Hiçbir şey için değilse bile kızı için yaşamak zorundaydı Omorfia.
Her sabah erkenden kalkıp mezarlığa gidiyordu. Saatlerce Dimitri’yle konuşuyor, bırakıp gittiği için sitemler ediyor, ağlıyor, haykırıyor; kaderine, yaşadıklarına isyan ediyordu. İçi daraldığı bazı zamanlar, gün ortasıymış, akşam vaktiymiş, umurunda olmadan Dimitri’yle dertleşmeye koşuyordu.
Bütün bunlar vesiledir efendim derdim, son zamanlarda
memleket dahilinde isyan falan çıkmıyor, biz yağma yapamıyoruz.
Keyfi adam asamıyoruz. Bize bunların temini zımnında bir çare bulunuz, derdim.
Dinden dönen bir erkek, o günün kabile ve devlet yapısı gereği otomatik olarak karşı ordunun safına geçer, askeri sırları taşır ve silahlanırdı. Yani inanç değişimi, yapısal olarak doğrudan askeri bir tehdide dönüşüyordu. Taha Cabir Alvani Fıkıh tarihindeki "katl" (ölüm) fetvalarının tamamen "vatana ihanet, devlet sırlarını düşmana sızdırma ve kamu düzenini silahla bozma (isyan)" gibi siyasi suçlara yönelik olduğunu, saf inanç değişiminin cezalandırılamayacağını kanıtlar.