Beni bekleten arkadaşa ithafen :)
"Beklemek kadar zor bir şey yok."
Sayfa 441 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Hep aynı kalacaklarını düşünenlerin kibrine ithafen;
Şu sonu bilinmez hayatta hangi sözümüzün en son olacağını bilemiyoruz. Gelin, hep, son sözcüğümüz olduğunu düşünerek konuşalım sevdiklerimizle, son temasımız imişçesine sarılalım. Ayrılırken, uykuya giderken, geçirirken... içinde olduğumuz en son an en “son”u barındırıyor olabilir içinde.
EL AZÎZ
Şehrin o zamanki merkezi Harputtu. Savunmaya elverişli konumu ve yüksekliğiyle kale-şehir olarak gelişmişti. Ancak 19. yüzyılda stratejik önemini kaybetmeye başladı. Ulaşımın zor olması ve tren yolunun da ovadan geçmesiyle, bugünkü Elâzığ şehrinin bulunduğu “Agavat Mezrası yeni yerleşim yeri olarak seçildi. Yeni yerleşim yerinin gelişmesi için imar çalışmaları başlatıldı. Sultan Abdülaziz Han, bölgeye özel bir ehemmiyet verdi. Vali İzzet Paşa zamanında, padişaha ithafen yeni yerleşimin adı Ma'müratül-Aziz olarak belirlendi. Böylece şehir, hem merkezi hem de sancak olarak imar edenle müsemma hâle geldi. Zamanla dile kolay geldiği için El Aziz şeklinde söylenmeye başlandı. 1937'de önce Elazık'a,ardından Elâzığ'a çevrilince Abdülaziz Han'ın bölgedeki hatırası silinmiş oldu.
Sayfa 19 - İsmi ile Müsemma Olamayan Şehirler·Kitabı okuyor
1000Kitap
DANTE'NİN ÇAĞDAŞI MEVLÂNÂ ve...
(...) Fakat Dante’nin bir “çağdaş”ı vardır ki, bu enteresan tesbiti de, Dante’nin bütün hayâl gücü ve Vergilius’un sözüm ona “âhiret bilgisi”ni de, kendi yolunun başlangıç adımı bile kabul etmez. Mevlânâ Celâleddin-i Rumî Hazretleri’nin Fîhi Mâfih’teki seslenişinden bahsediyoruz: “Âb-ı hayatın Karanlıklar Ülkesi’nde olduğu söylenir. Bu Karanlıklar Ülkesi, Allah dostlarının cismidir. İnsan bu hayat suyuna ancak karanlıkta ulaşabilir. Sen karanlığı sevmiyor, ondan hoşlanmıyorsun. O hâlde âb-ı hayata nasıl ulaşabilirsin? Korkaklardan korkaklığı, alçaklardan alçaklığı öğrenmek istersen, hoşlanmadığın ve nefsine zor gelen pek çok şeye katlanman gerekir. Yoksa arzuna nâil olamazsın!” Dante, eserine maya olan pek çok şeyi olduğu gibi, “Karanlıklar Ülkesi” tabirini de Müslümanlar’dan almıştır; ama aldığını belirtmek yerine, ona “Karanlıklar Ormanı” diye kendince yeni bir ad vererek, suyunu aldığı kaynağa tükürme yolunu seçmiştir. “Çağdaşı” Mevlânâ’dan haberi bile olmamış olması muhtemeldir; ama hakikat sadedinde gidip “eşeklikte kendinden daha eşek” birine kapılanması, onun hakikat sadedinde eşek oğlu eşekliğidir. Bu, putperestliği yüzünden Kilise’nin kendisini Cehennem’e lâyık gördüğü Romalı Vergilius’tur. İmparator Augustus’a ithafen, Romalılar’ın Truva soyundan geldiklerine dair bir eser kalem almış, Yunanlı Homeros’la boy ölçüşmek istemiştir. Ömrünün sonunda, yazdığından duyduğu pişmanlıkla eserini yakmaya kalkmış, ama İmparator tarafından eseri korunarak şöhrete kavuşmuş bir bedbaht.__ Dante’nin bu putperesti vaftiz edip Hristiyan yapması ve Müslümanlar’dan apardığı “âhiret bilgisi” hakkında onu kendine rehber edinmesi, “lâik Avrupa”yı sevince boğan bir “insanî” duruş sayılmıştır.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 8, Ekim 1997) DANTE'NİN YOLCULUĞU -I-, (31 Ekim 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.)
Akademya Yazıları
Reklam
Reklam