"Nev'-i beşerdeki bütün ervah-ı neyyire ashabı olan Enbiyalar (Aleyhimüsselâm), bahir ve zahir mu'cizatlarına istinad ederek ve bütün kulûb-u münevvere aktabı olan evliyalar, keşf ü kerametlerine itimad ederek" Otuz Üçüncü Söz, Sekizinci Pencere
Nedir bu gurur ve nedir bu gaflet? Nedir bu haşmet, nedir bu istiğna, nedir bu azamet? Elindeki ihtiyar bir kıl kadardır ve iktidarın bir zerre kadardır. Ve hayatın söndü, ancak bir şu'le kaldı. Ömrün geçti, şuurun söndü, bir lem'a kaldı. Şöhretin gitti, ancak bir an kaldı... Zamanın geçti, kabirden başka mekânın var mı? Bîçare! Aczine ve fakrına bir had var mı? Emellerin nihayetsizdir, ecelin yakındır. Evet böyle acz ve fakrınla iktidar ve ihtiyardan hâlî bir insanın ne olacak hali? Hazain-i rahmet sahibi Hâlık-ı Rahman-ür Rahîm'e, böyle bir acz ile itimad etmek lâzımdır. Odur herkese nokta-i istinad. Odur her zaîfe cihet-i istimdad...
Reklam
Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubudiyet neticesiz midir, ücreti az mıdır ki, sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır ve fütursuz çalışırsın. Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kut ve gına ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya ve herhalde mahkemen olan Mahşer'de sened ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat Köprüsü'nde nur ve burak olacak bir namaz, neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır? Bir adam sana yüz liralık bir hediye va'detse, yüz gün seni çalıştırır. Hulfü'l-va'd edebilir o adama itimad edersin, fütursuz işlersin. Acaba hulfü'l-va'd hakkında muhal olan bir zât, Cennet gibi bir ücreti ve saadet-i ebediye gibi bir hediyeyi sana va'd etse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede seni istihdam etse; sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi veya usançla, yarım yamalak hizmetinle onu va'dinde ittiham ve hediyesini istihfaf etsen, pek şiddetli bir te'dibe ve dehşetli bir tazibe müstehak olacağını düşünmüyor musun? Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde; Cehennem gibi bir haps-i ebedînin havfı, en hafif ve latîf bir hizmet için sana gayret vermiyor mu?
Evet nefsini beğenen ve nefsine itimad eden, bedbahttır. Nefsinin ayıbını gören, bahtiyardır...
İnsan zaîftir, belaları çok. Fakirdir, ihtiyacı pek ziyade. Âcizdir, hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelal'e dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azab içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar. (İman ve Küfür Müv. 32.sh - Risale-i Nur)
Din
1. Kevn ü fesâd âleminin şânıdır fenå Bu şeş cihette gayr-ı taalluk nedir ana. 2. Biçâredir o dil ki, eder çerha ittikā Serkeştedir o kim ola balini âsiya. 3. Yoktur vefâ bu nāsda hiç etme itimad, Cân ü gönülden eyle hemân Hakk'a ittika. 4. Aldanma bu rusûm ü bu adâta zen gibi Ger merd-i aşk isen, yeter âzâdelik sana. 5. Kalbin mukayyed eyleme sayd-ı mekesle kim, Anka hem aşiyānedir a'la şikâr ona. 6. Ferhunde mürgdür dil ü irfân gıdasıdır Cehl-i sütühânı verme kim, ekl etmez ol hüma. 7. Nûr-ı Hüda olur çü gıda rûha dem-be-dem, Bu nân ü abı yükleme, olımaz ona gıda. 8. Dil verme bu hayatta, sakın etme itibar, Kim sende åriyettir, anı hem alır Hüda. 9. Ver Hakk'a bu emâneti, sen zinde ol ebed, Åb-ı beka ile doludur, kase-i fena, 10. Mevt-i İrådidir çün sana ab-ı zindegi, Mútů kalbe en temút buyurmuş ol reh-nümâ,
Sayfa 539 - Bedir Yayınevi·Kitabı okudu
1000Kitap
Reklam
Reklam