İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden dsha korkunç bir şey, hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsanlar kendi kaygıları için hayatta olduklarını sanıyorlardı, oysa sadece sevgi sayesinde hayattaydılar. Sevgiye ulaşan kişi Tanrı'ya ulaşır ve Tanrı onun içindedir, çünkü Tanrı sevgidir.
İnanç Denizi de bir zamanlar
Böyle kabarmıştı ve sarmalamıştı
Dünyanın tüm kıyılarını
Parlak, fırfırlı bir kuşak gibi.
Fakat şimdi sadece ağır ağır çekilen dalgaların
Hüzünlü gürültüsü geliyor kulağıma.
Gece rüzgarının nefesine katıyorlar
Geniş, kasvetli kıyılardan topladıkları çıplak çakıltaşlarını.
On iki ses öfkeyle bağırıyor ve on ikisi de birbirine benziyordu. Artık domuzların yüzüne karşı ne olduğunu sormaya gerek kalmamıştı. Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzdan bir insana, bir insandan diğer bir domuza, yine bir domuzdan tekrar bir insana baktılar. Fakat hangisinin domuz, hangisinin insan olduğunu ayırt etme olanağı artık kalmamıştı.