Sanal meydanda kolpacılık
Ne kadar çok kolpa profil var ve insanlar bu kof algılara nasıl da kolayca kanıyor! Efendim kolpa kelimesini bilmeyenler için alavere peşinde olan, hileci, sahtekar gibi manalara gelir. Soruyorum sizlere kalp gözünün açık olmasını geçtim, azıcık uyanık ve feraset sahibi olmak bu kadar mı zor yahu? Geçenlerde aracımla kaza yaptım diyerek internetten bulduğu pert olmuş bir araba fotoğrafı paylaşan bir çocuk, kalan ömrümün ilk günü diye yazıyor ve altında onlarca samimi geçmiş olsun mesajı sıralanıyor; oysa ilk bakışta o fotoğrafın sahte ve uydurma olduğu apaçık ortadayken millet bunu anlamıyor, çok ilginç. Şimdi de bir başka popülist kurnaza denk geldim; güya umarım linç yemem diyerek, bugün bir kadının kendisine elini uzattığını ama ben bana haram olan kadının elini sıkmam dediğini de iletmiş. Alalh kabul etsin, şevkini kırmak istemem böyle de devam etmeli ama bunu paylaşmakta ki maksat nedir? Yapman gerekeni yaptığın için tebrik edemeyeceğim ancak Allah kabul etsin deriz de yemiyoruz be. Tabii bu yazıyı çözemeyen, evlilik çağı gelmiş eş arayışında olan saf bacılarımız da hemen ah, senin gibi erkekler kaldı mı, biz de bitti sanıyorduk; inanır mısın geçen gün bir erkek de bana elini uzattı, ben de vermedim"diye methiyeler düzmeye başlıyor. Çok komikler gerçekten. Yani haramdan kaçınma samimiyetinde bir erkeği taktir ederim hele ki böyle zamanda, ama eğer umarım linç yemem derse sorun vardır. Bu takvada biri inşallah der umarım demez en azından o iki kelimenin arasındaki farkı bilir zaten o fark seni el sıkmana engeldir ya hacı ağabey. Arkadaş, yemeyin artık şu ucuz numaraları! Tesettüre, iffete ve helal-haram sınırlarına gerçekten riayet eden vakur bir adam, sosyal medyada beğeni toplamak, ters psikolojiyle övgü almak ve bonus puanları toplamak peşine düşmez; biraz
1000Kitap
Bölüm 8 °•○
VI. Zamandan Şikâyet Zahir oldu eser-i sırr-ı riyây-ı bârî Zâhidin kalmadı germiyyet-i zühdü elân Yaratılmışların gösteriş sırrı ortaya çıktı; zahidin zühdündeki samimiyet ve sıcaklık artık kalmadı. ✨ Erbaîn içre dona kalır idi şeyh-i asr Şerer-i âteş-i hırs olmasa kalbinde nihân Bu çağın şeyhi, içinde gizli hırs ateşinin kıvılcımı olmasa kırk gün çilede donup kalırdı. ✨ Başını hırkasına çekti uyuştu kaldı Mar-ı sermâzede mânend eşrâr-ı zaman Zamanın kötü insanları, soğuktan uyuşmuş yılan gibi başını örtüsüne çekip kaldı. ✨ Hele himmette yarış rüzgârın da değil kârı Ki ol gâlibde ne ehle bu hep ehle eder i‘tâ Gayrette yarışmak rüzgârın işi değildir;
Edebiyat
Reklam
"Adalet Sarayı"
Masalımsı Bir varmış bir yokmuş, peri padişahının kimselerin ulaşamadığı bir yerde bir sarayda yaşayan "Adalet" adında bir çocuğu varmış. Bu çocuk, herkesin ulaşamadığı ıssız ormanlarda tek başına, sevgisiz, kimsesiz büyümüş ve daima tek başına gezip dolaşırmış. Yüreğinde bir yerlere saklı olan vicdanı hiç mi hiç terbiye görmemiş. Her gün çıkıp ormanda vahşi hayvanları izleyip onların yaptıklarını sürekli tekrar edermiş. Yine günlerden bir gün avare avare böyle gezerken uzaktan kulağına "kimse yokmu, yardım edin, kimse yok mu?" diye cılız bir ses gelmiş. Sesin geldiği yöne önce biraz kulak kabartmış ve daha sonra, "Amaann! Nasılsa benimle ilgili değil, biri duyar elbet, duymazsa da bana ne." diyerek hoplana zıplana sarayının yolunu tutmuş. Saray kapısının üzerinde kocaman harflerle yazan, "ADALET SARAYI" yazısı ilk kez dikkatini çekmiş. Elini başına götürüp kafasını bir kaç kez düşünerek kaşımış. Sürekli hayvanların besinleriyle beslenmekten iyice semirmiş vücudunda koca bir balkonu andıran işkembesi saklı karnını sıvazlayarak öküz sesini aratmayan gürültüyle geğirmiş birkaç kez. Sarayının merdivenlerinden çıkarken kirden yosun tutmuş ayağının kaymasıyla kendini tepe takla yuvarlanıp kapı dibinde bulmuş. Can havliyle, "Ahh! Ohhh! Off anamm, oy başım!" diyerek yerinden doğrulmaya çalışsa da yapamamış. Başlamış ağız dolusu küfürler savurarak "kimse yokmu, yardım edin, kimse yok mu?" demeye... Aklına o an ormanda duyduğu o cılız yardım çığlığı gelmiş. Acısından ayağının kırıldığını anlayıp kolunun yara bere içindeki haliyle avuçlarını yüzüne götürmüş. Kendini böylesine çaresiz hisseden Adalet, yıllardır yaşadığı sarayından ve ormandan çıkıp insanların arasına karışmaya ve onlardan iyiliği, güzelliği, sevgiyi, merhameti ve adının gerçek anlamını öğrenmeye karar vermiş.
Duygu ve Düşünce
BELEDİYE SEÇİMİ --Etme gardaş, tutma gardaş. --Neyi, niçin tutmayayım ağabey? --Seçim elden gidiyor. Muhacirler şimdiden coştu. Yarın reisliği aldılar mı sorma gitsin. Ellerinde değnekle bize ite çalar gibi çalmazlarsa adam değilim. Meydanı dar etmezlerse, feleğimizi şaşırtıp kıblemizi döndürmezlerse... --İyi hoş da ben ne yapabilirim. Dur, en iyisi dua edeyim. --Eyyy yeri göğü altı günde yaratan Rabbim! Sen bizi muhacirlerin şerrinden, ucu topuzlu değneklerinden, yılan gibi dillerinden muhafaza eyle! --Kardeş, durum ciddi. Duanın, dalganın sırası mı? Anketler atbaşı gidiyor. Eğer sen gelmeyip oy kullanmazsan... Seçimi karşı taraf kazanacak, kehkeşanlar yıkılacak, pınarlar kuruyacak, güller solup bülbüller lal olacak. Çekirgeler ekinlerimizi talan edecek, gökten kurbağa yağacak, itler sabaha kadar yakın bir felaketi sezmiş gibi acı acı uluyacak, gebeler çocuğunu düşürecek, lohusa kadınlar alkarısının korkunç ellerinde son nefesini verecek, güneş tutulacak, Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçen zelzele bizi derin uykuda yakalayacak... acak...ecek... acak... Daha dün Çingenelerin kadınları, kızları ve kısrakları tören geçidi yaptılar. Koro hâlinde, mevlüt ahengiyle "Mevlüt, Mevvvlüütt... " diye diye yeri göğü inlettiler. Meğersem karşı tarafın namzeti Mevlüt, bunlara vaatte bulunmuş. Demiş ki; --Egerim belediye reisliğini alırsam size Kötenyazı'dan beş dönüm tarla verecem. Hemi de tapusuynan. Oğlunuz Zümrüt'ü sigortalı çöpçü, Celal'i de mal pazarındaki çay ocağının baş ocakçısı yapacam. Siz de bu memleketin evladısınız. Din kardeşiyiz şunun şurasında. Daha ne kadar karılarınız kızlarınız sırtında yamalı bohça ile köy köy dolaşacak? Elde it kopuk biter mi? Maazallah! Ya körpe kızlarınızı dağa kaldırırlarsa, zilli maşayla oynatırlarsa, yetinmeyip cim'a ederlerse, alnınıza
Hayata Dair
Veronika Ölmek İstiyor Kendimi öldürme girişimim yüzünden şu sıra üzüntüden aklı başından gitmiş olan annem, zamanla şoku atlatacak, hayatıma ne zaman bir yön vereceğimi, neden herkese benzemediğimi sormaya başlayacak ye­niden, yaşamın aslında hiç de karmaşık olmadığını söyleyecek: “Bana baksana, yıllardır babanla evliyim, seni elimden gelebilecek en iyi şartlarda büyüttüm, hep sana en iyi örnek olmaya çalıştım.”Günün birinde onun hiç durmadan aynı sözleri tekrarlamasından bıkıp usanacağım, sırf onu hoşnut etmek için biriyle evlenip o adamı sevmeye zorlayaca­ğım kendimi. İkimiz birlikte bir geleceğimiz olduğu hayalini kurmayı başaracağız: kırda bir ev, çocuklar, çocuklarımızın geleceği. İlk yıl sık sık sevişeceğiz, ikinci yıl daha az; üçüncü yıldan sonra insanın aklına herhalde ancak on beşte bir gelir seks, aklına geleni ise ayda bir gerçekleştirir. Daha da beteri, hemen hemen hiç konuşmayacağız. Durumu kabullenmeye çalışaca­ğım, neyim eksik ki, bu adam artık benimle ilgilenmi­yor, yüzüme bile bakmıyor, hep arkadaşlarından söz ediyor, sanki gerçek dünyası onlarmış gibisinden ken­di kendimi sorgulayacağım. Evliliğimiz iyice kötülediğinde gebe kalacağım. Çocuğumuz olacak, bir süre birbirimize yakınlaşaca­ğız, sonra her şey gene eskisi gibi olacak. Dünya da günlerce önce miydi bilmiyorum artık o hemşirenin anlattığı teyze gibi kilo almaya başlaya­cağım. Perhizlere gireceğim, her gün, her hafta sistematik yenilgilere uğrayacağım, her türlü denetim ça­bama ısrarla karşı koyarak artan kilolar karşısında. O aşamada, depresyonu engelleyen sihirli haplar kullan­maya başlayacağım, derken bir-iki çocuk daha yapaca­ğım, çok kısa süren aşk gecelerinin meyvesi olarak. Çocuklarımın yaşam nedenim olduğunu söyleyeceğim herkese, oysa aslında benim yaşamım onların yaşam Nedenidir. Herkes bizi mutlu
Kitap Alıntısı
İnsanlar sizi kontrol edemediğinde suçlu hissettirmek isterler. Neden öyle yaptın, neden böyle dedin, neden şu kararı aldın? Kendilerini üstün hakim, sizi de elleri bağlı mahkum gibi görmek isterler. “Sen hangi vasıfla beni sorguya çekiyorsun?” dediğinizde simülasyonları çöker. Bu kapana kısılırsanız tüm duruşunuzu kaybedersiniz. Bakmışsınız omuzlarınız düşmüş; gözlerinizin ışığı gitmiş, yerine onay arayan karanlık bir bakış kalmış. Eşitlik bozulmuş. Sosyal yargıç iyice haddini aşmış. Bazen “öyleyse öyle, hadi sektire sektire git şimdi” demelisiniz.
Reklam
Reklam