İnsan dediğin,
bir ömrü
sadece kendi yükünü taşıyarak tüketen değil,
bir başka ömrün yükünü de hafifleten olmalıdır.
.
İnsan,
dokunduğu hayatlar, dindirdiği acılar kadar yaşar.
Dünyadan göçüp giderken
arkasında bıraktığı tortudan ibarettir sadece.
Bu hayatta her insan,
kendine bir ağaç gölgesi kadar yer seçer.
Kimi kendi serinliğinde oturur,
kimi hiç tanımadığı yolculara da yer açar.
Bir el uzanır bazen,
her şey sözün bittiği yerde başlar.
Bir elin sıcaklığı,
bütün kışları unutturur.
Bir ekmeği bölüşmek,
bin nutuktan daha derin iz bırakır.
Ve yaşamak dediğin;
bugünün ambarını doldurup,
yarına çıkmak değildir yalnızca.
Gelecek nesiller için
yeşerecek tohumu da
toprağın sabrına emanet edebilmektir.
.
Zira toprak kimseyi ayırt etmez.
"Yaşama ve üreme savaşının yanı sıra, insanoğlunun en çok istediği şey, geriye kendisinden bir iz bırakmaktır. Kendisinin gerçekten var olmuş olduğunun bir kanıtını bırakmak istiyordur belki. Bu kanıtı bir tahta üzerine, bir taş üzerine ya da başka insanların yaşantıları üzerine bırakır. Bu derin istek herkeste vardır. Tuvalet duvarlarına ayıp kelimeler yazan çocuktan, kendi imajını insan soyunun zihnine kazıyan Buda'ya kadar. Yaşam öyle gerçekdışı bir şey ki! Bence biz, var olduğumuz konusunda ciddi kuşkular duyuyoruz ve bunu kanıtlamaya kalkıyoruz."