Daha ilk birkaç sayfada psikolojik analiz değişen bakışaçılarıyla yazılmış bir eser olduğunu anlayabiliyorsunuz. Atay a ve daha nicesine ilham ve önder olmuş Yusuf Atılgan'ın okuduğum ilk ancak son olmayacak bu eseri kendi içinizde kavgalar yaratacak nitelikte. Okurken deyim yerindeyse uyuz olduğum oldukça yer vardı. Bunun sebebinin erkeklerin açgözlülüğü olarak ele almaktansa, sadece aylak olan kendine toplumuna zevk ve düşüncelerine yabancı modern insanlığın bir yansıması olarak değerlendirmenin daha mantıklı olacağını fark ettim.
Erkeklerin/ aslında sadece insanın bitmeyen sevgi,ilgi ve dikkat ihtiyacı müthiş anlatılmış ki bence kitabın asıl konusu bu. Birçok yerde geçen kadın erkek ilişkisi etrafında aslında hayat perspektifi diyebileceğimiz konu, derin çocukluk travmalarına çıkıyor. Ebeveynlerin seçimlerinin ardında sürüklenen bir çocuk ve onun arayışını okuyoruz. Kendinde eksik ve tek kanaldan gördüğü bakım ihtiyacı,mutlaka başka birine (kitapta kadınlara) verilerek kendini hafifletme güdüsüyle karşılaşıyoruz.
Sıkılgan, kararsız, aylak ancak düşünceli,belki bedenini değil zihnini fazlasıyla yoran, sürekli gezen,yürüyen, bir yere çıkmasa da arayışta olan, düz ve sıkıcı bir yolda gidercesine ancak ulaşacağı yeri pek umursamazcasına yaşan insan,okuduğunuz kelimelerin ardında büyük derinlik ve bir aynayla okur hayatımıza giriyor.
Kitabın karmaşık olmasının sebebi sanki bir beynin içinde olmamızdan kaynaklanıyor. Her olay ve durum hakkında alakalı alakasız ve çok sık değişen düşünceleri okuyor gibiyiz. Bu da doğallığı ve empatiyi getiriyor. Bu empati iste tartışma sahasını oluşturuyor.
Yazım tarzı ise bol psikolojik tahlili kendi içinde tekdüze olmayan,karışık ama anlaşılır bir biçimde. Oğuz Atay'ın birkaç kitabını okuyan biri olarak aralarındaki bu benzerliğe