Ah, bu boşluk! Göğsümdeki bu korkunç boşluk! Yalnızca bir kez, yalnızca bir kez yüreğime bastırabilsem onu. Bu boşluğun doldurulabileceğini düşünüyorum çoğu zaman.
“Mutlu olmak için var olduğumuz, yaratılıştan hatalı olan tek kavramdır. Bu doğuştan gelen hatada ısrar ettiğimiz sürece, dünya çelişkilerle dolu görünür. Büyük ya da küçük olsun hiç fark etmez her adımda, dünya ve hayatın mutlu bir yaşayış biçimi sürdürmek amacı ile yapılandırılmadığını deneyimlemek zorundayız, bu nedenle hemen hemen tüm yaşlıların çehresi hayal kırıklığı ifadesi taşır. Hayatımızı, hiçliğin mutlu sessizliğinde nafile yere rahatsız edilen bir dilim olarak addedebiliriz.”
"Siz keyifsizliği bir günah olarak görüyorsunuz, bu bana abartılı geliyor." - "Hiç değil," diye yanıt verdim, "insan hem kendisine, hem de yanındakine zarar veriyorsa, bunun böyle algılanması yanlış değil. Birbirimizi mutsuz kılmamız yetmiyormuş gibi, bir de herkesin kendisine ara sıra sağlayabildiği sevinci elinden mi alalım? Keyfi olmadığı halde bunu gizleyecek, etrafındaki sevinçli havayı dağıtmadan buna yalnız başına katlanacak kadar iyi bir insan gösterin bana! Ya da bu, her zaman aptalca bir kendini beğenmişliğin körüklediği kıskançlıktan kaynaklanan, kendimizle barışık olmayışımızın, kendimize saygı duymayışımızın sonucu ortaya çıkan iç huzursuzluğundan başka bir şey değil mi? Mutlu edemediğimiz mutlu insanlar görüyoruz, dayanılmaz olan bu."
Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar hırsızlığın çeşitlemesidir... Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun.