Bir zamanlar birbirlerinden ayrılmak, birbirlerini kaybetmek ihtimalinin korkusunu çekmiş olmasalar, belki de birbirleri için ne kadar kıymetli olduklarını hala bilemeyeceklerdi.
Az önce Görsel Kültür dersimin bir ödevi için okudum. Ödevimi bu kitaba ana referansla hazırlayacağım. Berger, tarih boyunca görme biçimlerimizin nasıl değiştiğini anlatıyor. Fotoğraf makinesinin icadıyla değişen perspektif geleneği ve imgenin çoğaltılabilirliği, kadının konumlanışı ve erkeğin seyirci oluşu, mülkiyet - resim ilişkisi, reklamcılık rektörünün klasik resim sanatı imgelerini kullanması gibi ana konular üzerinde durmuştur. Kitapta büyük bir resim zenginliği vardır. Meraklılarına tavsiye edilir.
Sabahattin Ali romanları beni hep üzmüştür. Ama hiç hüngür hüngür ağlatmamış aksine daha kötüsünü yapmıştır. Bu romanın sonunda yüreğime bir taş oturdu. Gerçekten çarpıcı bir sonu var. Yusuf'un kendisini asla hiçbir yere ve kimseye ait hissetmemesi, onun yabancılığı; bunun bir sonu olacak diye düşündüm ama olmadı. Yusuf hep yabancı kaldı. Muazzez'i çok sevip, kendini onda bir parça yaşayabildiği muhakkak, ancak hiçbir zaman tam anlamıyla birbirlerine ait olamadılar. Bunların dışında kitapta memleketin durumu çok çarpıcı anlatılmış. 100 sene önceki olayların günümüzde hala yaşanmaya devam ettiğini de görmüş oluyoruz. Diğer 2 romanı ile karşılaştırma yapamam. 3ü de benim için ayrı yerlere sahiptir. Kuyucaklı Yusuf'un yeni hayatında neler yaptığı, Kübra ile karşılaşıp karşılaşmadığı aklımın hep bir köşesinde kalacak.