Hayat, çoğu zaman bitmeyen bir mücadele gibi geliyor bana. Bu kitap da bana, güçlü olanın kendini haklı gördüğü; zayıf olanın ise sesini duyurmaya çalıştığı düzeni düşündürdü. Filler ve karıncalar arasındaki mücadele aslında insanların kurduğu düzenin bir yansıması gibiydi.
Kitabı okurken şunu sorguladım: Neden insanlar değiştirmek yerine boyun eğmeyi ya da kaçmayı seçiyor? Belki de karşı çıkmak cesaret istediği için… Çünkü toplum çoğu zaman “sürüden ayrılanı kurt kapar” korkusuyla insanları susturuyor. Bu korku da görünmeyen zincirler yaratıyor.
Buna rağmen kitap bana umut duygusunu da hissettirdi. Karıncaların birlikte hareket ettiğinde güçlü olabilmesi, değişimin imkânsız olmadığını gösteriyordu. Yaşar Kemal’in yıllar önce anlattığı bu düzen bugün hâlâ sürüyor olsa da insanların birlik olduğunda birçok şeyi değiştirebileceğini düşünüyorum. Yaşar KemalFiller Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
“Yaşamak” kitabını elime aldığımdan sonra çok zaman geçti ve defalarca baştan, en başından yeniden başladım. Aşırı derecede okumak istediğim bir kitaptı ama bazen hayat, bazen insanlar, bazen gürültüler, bazen de başka şeyler araya girdiği için okuyamamıştım.
En sonunda hızlı bir şekilde yoğunlaşıp okuduğumda ise sevgili Xu ailesinin Fugui’sinin önce sebebiyet verdiği yıkımları, sonrasında ise bir bir yaşadığı kayıpları, yoklukları, acıları, üzüntüleri; hatta aç kaldığı geceleri bile onunla birlikte yaşamak ve hissetmek bana biraz ağır geldi.
Ve “Keşke hayatta da böyle olsa” dedim; herkes her hatasının bedelini böyle ödese diye düşündüm.
Ama gerçek hayatta bazen adalet bu kadar çabuk tecelli etmiyor.
Olsun, ne yapalım…
Buna da alıştık zaten :)) diye avutmaya ve avutulmaya devam…
YaşamakYu Hua
Şiddetle tavsiye etmek isterdim; lakin şiddete karşı bir birey olarak sevgi dolu okumalar diliyorum.
Morgue Sokağı Cinayetleri üzerine bir şeyler söylemek istiyorum…
Eser sıradan bir polisiyeden ziyade “aklın gücünü” sahneye koyuyor.
Kitap daha en başta satranç betimlemeleriyle dikkat çekiyor; iyi gözlem yapmanın, dikkatli ve analitik düşünmenin ne kadar önemli olduğunu vurguluyor. Bu zihinsel hazırlığın ardından cinayetin içine giriş yapması gerçekten etkileyiciydi.
Ama asıl olay şu ki…
Sonu hiç beklediğim gibi değildi. Gerçekten şaşırdım. Hatta yer yer ürküttü diyebilirim. (Baya baya gerildim.)
Polisiye sevenlere kesinlikle öneririm; zaten akıcı ve kolay okunan bir kitap. Ama benim için biraz fazla gerilimliydi İlk ve son polisiye kitabım oldu diyebilirim.
Edgar Allan PoeMorgue Sokağı Cinayetleri
Zira şu kısacık haliyle bile geride bana birkaç uykusuz gece armağan etti :)))
Paranın Cinleri eseri, yazar Murathan Mungan’ın çocukluğunda yaşayıp kendisinde iz bırakan bazı anıların, hikâye tarzında anlatıldığı bir kitaptır.
Eski fotoğraflar, hatıralar, anılar, kayıplar ve tabii görünmez yaralar, üstü örtülmüş acılar üzerinden bireyin geçmişle hesaplaşması ve hatıraların bireyin kimliğini nasıl biçimlendirdiği üzerinde durur. Kısacası kitap, kurgudan ziyade yazarın hayatının belli parçalarını içeren bir anı toplamıdır.
Bunların yanı sıra eser, yazarın çocukluk dönemindeki görünme ve var olma çabasına da ışık tutar.
Murathan MunganParanın Cinleri
Dün itibariyle Tutunamayanlar’ı bitirdim. 48 günde okumuş olmam kitabın değil tamamen benim meselem :) Her şeyde olduğu gibi okuma alışkanlığım da düzensiz ama en azından varlığına tutunuyorum…
Oğuz Atay seni sadece bir hikâyeye değil, bir ruh haline sokuyor. Selim Işık ve Turgut Özben üzerinden ilerleyen iç monologlar, aslında toplumun içinde olup bir türlü tam anlamıyla “karışamayan” insanların sesi gibi. Kitap biraz karanlık, hatta yer yer ağır… ama içine girdiğinde o karanlık sana yabancı gelmiyor. Aksine, tanıdık. Belki de bu yüzden güzel; çünkü seni kendinle yüzleştiriyor. Olaylar değil, boşluklar konuşuyor. Söylenmeyenler, yarım kalanlar, içe atılanlar… Belki de bu yüzden ağır. Çünkü herkes kendi eksik cümlesini tamamlıyor okurken.
Selim’in ölümü en başta oluyor ama aslında biz bütün kitap boyunca Selim’i yaşıyoruz. Onu başkalarının anlattıklarıyla tanıyoruz. Herkesin anlattığı Selim başka bir Selim… Tıpkı herkesin hikâyesinde başka bir “biz” olması gibi.
Olric ile birlikte Turgut’un o hikâyelerin peşinde dolaşması, aslında insanın kendi içindeki boşluğu doldurma çabasına çok benziyor. Birini anlamaya çalışırken kendine çarpıyorsun sürekli.
Bence bu kitabın en güçlü tarafı da burada: Hepimizde biraz Selim var. Belki fazlası bile var. Ama çoğumuz bunu bastırmayı, uyum sağlamayı seçiyoruz. “Tutunmak” dediğimiz şeyin ne kadar kırılgan olduğunu hissediyoruz. Hayata, insanlara, kendine…
Oğuz AtayTutunamayanlar
Kitap bitiyor ama o huzursuzluk kalıyor. Sanki içinden bir şey yerinden oynamış gibi. Geri de tam oturmuyor.