Doların değeri düşürüldükten sonra Standart Oil'in petrolü dünya piyasalarına durmadan akıyor fakat her tanker, Standart Oil aleyhine yeni zararlar taşıyordu. Gerçi Rockfeller'in bu mücadele tarzından sonra Henri Deterding çok para kaybetmişti. Fakat Rockfeller - Pierpont Morgan birliği de büyük zararlar görmüştü. Dolar - Florin mücadelesi bu zararlara rağmen devam ediyordu. Çünkü Deterding dayatıyordu. Dayatmakta da kendince birçok haklı sebepler vardı. O, bu mücadeleyi kaybettiği takdirde bu kaybın arkasından Britanya İmparatorluğunun çöküşünü görüyordu. Bu hakikati sadece kendisi görmemişti. Britanya İmparatorluğunu dünyanın en büyük İmparatorluğu haline getiren kuvvetler de biliyorlardı bu hakikati. Dolar - Florin mücadelesi bu şekilde devam ederse felâket her iki taraf için de mukadderdi. İşte burada dünyanın sayılı petrol sâhalarına sahip efsanevî İngiliz Entelijans Servisi işe karıştı. Entelijans Servisin yaptığı basitti. Morgan ile Rockfellerin arasını açmak. Evet bütün plân bu idi. Ve en mahir ajanlar; iktisatçı, devlet adamı ve alimler bu işle tavzif edildi ve kısa zamanda da bunda muvaffak olundu. İlk hedef John Pierpont Morgan'ın temsil ettiği milyarderlerdi. Bu milyarderler Morgan'ı sıkıştırmağa ve Rockfeller ile olan ortaklığını bozmağa zorladılar.
John Pierpont Morgan bu tazyiklere boyun eğmek mecburiyetinde kaldı. John Pierpont Morgan Rockfellerden ayrılmak sureti ile onu Deterding'le mücadelesinde yanlız bıraktı.
Bu suretle 1933 dünya krizi adı ile anılan büyük iktisadî kriz kısa bir zamanda önlenmiş oldu. Bir petrolcü ile bir bankacının diğer bir petrolcüyü mahvetmek için verdikleri müşterek karar, bankacının ortaklarının tazyiki ile akamete uğramış ve dünya rahat bir nefes alabilmişti.
Sayfa 125 - Turan Neşriyat Yurdu, İstanbul, 1969·Kitabı okudu
“Sultan Murad-ı Hamis”, "Sultan Murad bin Abdülmecid Han” olarak da bilinir. Abdülmecid ile Çerkes asıllı cariye Şevkefza Kadınefendi'nin oğludur. Cülus töreni Topkapı Sarayı'nda yapılmadığı gibi cülus tahtına oturmamış, kılıç alayı düzenlenmemiş, Cuma selamlığına da bir kez çıkabilmiştir. (...)
1861'de babasının ölümü ve amcası Abdülaziz'in tahta çıkmasıyla “veliahd-ı saltanat” konumu kazanan Murad Efendi kendisine tahsis edilen Dolmabahçe Sarayı'nın veliahd dairesinde, Bebek sırtlarındaki Nisbetiye Kasrı'nda, Kurbağalıdere'deki çiftlik köşkünde yaşamaya başladı. Mason locasına yazıldığı, Jön Türkler'le ve özgürlükçü aydınlarla dostluklar kurduğu bu 15 yıllık dönemde, hazineden kendisine ayrılan ödenek yetmediği için Galata sarraflarına borçlandı. Bankerler, geleceğin padişahına borç vermeyi çıkarlarına uygun gördüklerinden, ellerinde günün birinde faiziyle nasıl ödeneceği bilinmeyen, “Mehmed Murad bin Abdülmecid Han” mühürlü yüzlerce senet birikti. Kendisini Avrupalı prenslerden farklı görmeyen ve Abdülaziz'in alaturkalığına inat alafranga yaşama biçimini seçen Murad Efendi, dairesinin ve köşklerinin konuklarla dolup taşmasını istediğinden, Abdülmecid'in şehzadeleri, kızları, bunların eşleri ve çocukları, Jön Türkler, aydınlar, Türkiye'ye gelen yabancılar veliahdı ziyaret ediyor; abartılı biçimde ağırlanıyorlardı. Murad Efendi'nin başkanlık ettiği oturum ve davetler, Avrupavari, aynı zamanda da her düşünce ve görüşe açık geçiyordu. Özellikle Kurbağalıdere'deki köşkünde yaz boyunca her akşam düzenlenen ziyafetlerde alafranga sofralar donatılıyor, özel eğitimli sofracılar (garsonlar) servis yapıyor, yemek müziği ya da muzıka çalınıyordu. (II.) Abdülhamid'in anılarında belirttiğine göre Murad'ı içki müptelası yapan, çok sık görüştüğü Namık Kemal'di. Veliahd, İstanbul
Sanata adeta tapınmak beraberinde insanları göz-
den çıkarılabilir kıldı. Hitler, müttefiklerin Alman şehirle-
rine yaptığı bombardımanları hoş karşıladı, çünkü onların
kendi tasarımlarının önünü açtığını düşünüyordu.166 1942
yılının Ağustos ayında Köln' e yapılan büyük saldırıdan
sonra Goebbels, onu bir şehir haritası üzerinde çalışırken
buldu. Hitler ona yıkılan sokakların zaten yıkılmak zorun-
da olduğunu ifşa etmişti. 1943'te Düsseldorf, Dortmund ve
Wuppertal'a ciddi hasarlar veren ve Barmen şehrini yerle
bir eden Ruhr bölgesine yapılan ağır saldırıdan sonra, bu
şehirlerin "estetik açıdan çekici olmadığını" ve yeniden inşa
edilmeleri gerektiğini beyan etti. Güzellik insanlardan daha
önemliydi. 1943 yılının Kasım ayında Alman strateji planını
değiştirip Floransa'ya saldırılmaması emrini verdi. "Floran-
sa yıkılamayacak kadar güzel bir şehir," diyordu. Buna karşılık, "Kiev, Moskova ve Petersburg'u yerle yeksan etmekte
bir beis görmüyorum ... Rusyayla karşılaştırıldığında, Po-
lonya bile kültürlü bir ülke sayılır." Aynı estetik ölçütlere
insanları değerlendirirken de başvurdu. Sanat ve onu üre-
tenler el üstünde tutulmalıydı. "Gerçekten üstün dahiler,"
diyordu, "normal insanlar için endişe duymamalıdır." Zira
onların yüksek misyonu her türlü zulmü aklıyordu. Onlarla
kıyaslandığında, sıradan insanlar sadece "gezegenin bakte-
rileri"ydi.167
Hitler'in sanata tapınmasında mündemiç olan in-
sanları hor görme, Yahudi soykırımındaki insanlıkdışı
zulmün 20. yüzyıl Almanya'sı gibi kültürel açıdan zengin
bir ülkede nasıl meydana geldiğini anlamayı kısmen ko-
laylaştırır. Bu felaket üzerine yapılmış klasik bir çalışma,
George Steiner'in Mavi Sakal'ın Şatosu'nda adlı kitabıdır.
Bu, bir ikilem içinde yazılmış bir kitaptır ve bunun sonu-
cu olarak içinde derin çelişkiler
Hardwick aracının gazına asılıp hızla başarı ihtimali düşük görevi için Floral parka doğru yola çıkarken, Gurney'le Madeleine sessizce Outback'te oturuyorlardı
"Iyi misin?"diye sordu Gurney
"Hayir"
"Sorun ne?"
"Her şey giderek daha karmaşık ve korkutucu olmaya başladı "
İngiliz yazınının en zengin metin geleneklerinden biri olan deneme türünün,daha doğrusu deneme söyleminin oluşmasında John Florio'nun 1603'te yayımladığı Montaigne çevirisinin payı tartışılmaz önemdedir. Çevirinin bir kültüre böyle katkılarına sayısız örnek verilebilir.