Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel,
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına,
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter! demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece!
Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü!
Çünkü o ölüm uykularında,
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından,
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden.
Kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine,
Sevgisinin kepaze edilmesine,
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine.
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken,
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek,
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa, O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanı?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Sayfa 72 - İş Bankası Kültür Yayınları, Hamlet·Kitabı okudu
“İNSAN, doğanın ürkütücü gücüyle baş edebilmek için diğer insanlarla bir araya gelerek toplumları oluşturmuştur. Ancak, toplumlar geliştikçe insan da giderek doğadan kopmuş ve bunun yarattığı yalnızlığı giderebilecek yeni bir beraberlik bulamamıştır. İnsanın kısa bir süre için de olsa doğayla yeniden baş başa olması, onu eski bir dostla birlikteymişçesine mutlu eder. Bu, hem birlikte hem özgür olmanın verdiği, benzeri olmayan bir mutluluktur.”
Hepimiz hüsranı, hayal kırıklığını, reddedilmeyi, kaybı ve hatayı deneyimleriz. Hepimiz hastalandığımızı, yaralandığımızı ve yaşlandığımızı göreceğiz ve hepimiz bir gün sevdiklerimizin ölümüyle ve kendi ölümümüzle yüzleşeceğiz. Bütün bunların üzerine, korku, üzüntü, pişmanlık, öfke, panik, tiksinti gibi daha birçoğunu da ekleyebileceğimiz, bize acı veren temel insani duygular, yaşamımız boyunca ara ara bizlere eşlik edecektir.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi, hepimiz herhangi bir zaman diliminde yaşadığımız herhangi bir acıyı hatırlatabilen bir zihne sahibiz. Konuşma dili sayesinde nereye gidersek gidelim ya da ne yaparsak yapalım, bize acı veren hatıralarımızdan kaçamayız.