“İNSAN, doğanın ürkütücü gücüyle baş edebilmek için diğer insanlarla bir araya gelerek toplumları oluşturmuştur. Ancak, toplumlar geliştikçe insan da giderek doğadan kopmuş ve bunun yarattığı yalnızlığı giderebilecek yeni bir beraberlik bulamamıştır. İnsanın kısa bir süre için de olsa doğayla yeniden baş başa olması, onu eski bir dostla birlikteymişçesine mutlu eder. Bu, hem birlikte hem özgür olmanın verdiği, benzeri olmayan bir mutluluktur.”
Paragrafın tamamı: “İNSAN, doğanın ürkütücü gücüyle baş edebilmek için diğer in- sanlarla bir araya gelerek toplumları oluşturmuştur. Ancak, top- lumlar geliştikçe insan da giderek doğadan kopmuş ve bunun yarattığı yalnızlığı giderebilecek yeni bir beraberlik bulamamış- tır. İnsanın kısa bir süre için de olsa doğayla yeniden baş başa olması, onu eski bir dostla birlikteymişçesine mutlu eder. Bu, hem birlikte hem özgür olmanın verdiği, benzeri olmayan bir mutluluktur. Ama insan böylesi doyurucu bir ilişkiyi kendi ge- liştirdiği toplumlarla kuramamış ve toplumu, doğal güdülerini kısıtlayan bir başka ürkütücü güç olarak algılamıştır. Dolayısıy- la, doğadan özgürleşme çabası sonucu bu kez de kendini toplu- ma bağımlı kılmıştır. Çünkü insan, yalnızlıktan da korkmuş ve diğer insanlarla birlikte olursa tehlikelerden korunacağına inan- mıştır. Gerçekten de insan, başkalarıyla birlikteyken birçok şe- yi daha iyi yapar. Ama kendi içinde yine de yalnızdır ve içinde yaşadığı dünyaya karşı yürekli bir savaşım vermek zorundadır.”
Paragrafın tamamı: Sana yazdığım mektubun ucunu bu sefer bilerek yakmıyorum Osman. Kafam bozuk, üstüme gelme. Asgar Farhadi'nin Bir Ayrılık filminde, evi terk eden karısının ardından kızıyla yalnız kalan baba, evvelinde tüm ev işlerini karısının üstü-ne yıkmış bir hıyar oğlu hıyar olduğu için, çamaşır makinesini nasıl çalıştıracağını bulamaz. Kızına sorar çaresizce. Çocuk da, "Annem dörde ayarlıyordu" gibi bir şey söyler. "Tamam," der baba, "Bundan sonra her şeyi dörde ayarlıyoruz." Izlediğimden beri sık sık aklıma gelir bu sahne. Ayrılık ya da ölüm, fark etmez, bir yokluğun üstüne her şeyi yeniden ya- şanabilir bir vakte ayarlamak gerekir, çok iyi biliyorum. Mekanizmamı söktüm baştan kuruyorum, bana bundan sonra saat hep dört Osman
Hepimiz hüsranı, hayal kırıklığını, reddedilmeyi, kaybı ve hatayı deneyimleriz. Hepimiz hastalandığımızı, yaralandığımızı ve yaşlandığımızı göreceğiz ve hepimiz bir gün sevdiklerimizin ölümüyle ve kendi ölümümüzle yüzleşeceğiz. Bütün bunların üzerine, korku, üzüntü, pişmanlık, öfke, panik, tiksinti gibi daha birçoğunu da ekleyebileceğimiz, bize acı veren temel insani duygular, yaşamımız boyunca ara ara bizlere eşlik edecektir.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi, hepimiz herhangi bir zaman diliminde yaşadığımız herhangi bir acıyı hatırlatabilen bir zihne sahibiz. Konuşma dili sayesinde nereye gidersek gidelim ya da ne yaparsak yapalım, bize acı veren hatıralarımızdan kaçamayız.