Zeval-i lezzet elem olduğu gibi zeval-i elem dahi lezzettir. Evet, herkes geçmiş lezzetli, safalı günlerini düşünse teessüf ve tahassür elem-i manevîsini hissedip "Eyvah!" der. Ve geçmiş musibetli, elemli günlerini tahattur etse zevalinden bir manevî lezzet hisseder ki: "Elhamdülillah şükür, o bela sevabını bıraktı, gitti." der. Ferah ile teneffüs eder. Demek bir saat muvakkat elem, ruhta bir manevî lezzet bırakır ve lezzetli saat, bilakis elem bırakır.
Madem hakikat budur ve madem geçmiş musibet saatleri, elemleri ile beraber ma'dum ve yok olmuş ve gelecek bela günleri, şimdi ma'dum ve yoktur ve yoktan elem yok ve ma'dumdan elem gelmez. Mesela, birkaç gün sonra aç ve susuz olmak ihtimalinden, bugün o niyetle mütemadiyen ekmek yese ve su içse ne derece divaneliktir.
Aynen öyle de geçmiş ve gelecek elemli saatleri –ki hiç ve ma'dum ve yok olmuşlar– şimdi düşünüp sabırsızlık göstermek ve kusurlu nefsini bırakıp Allah'tan şekva etmek gibi "Of, of!" etmek divaneliktir. Eğer sağa sola yani geçmiş ve geleceklere sabır kuvvetini dağıtmazsa ve hazır saate ve güne karşı tutsa tam kâfi gelir. Sıkıntı ondan bire iner.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
işte o an söküp atıyorum
şu kendi aptal kalbimi . . .
tam orada
Efendi-Doktor’un
başka bir yere giderken
su içmek için uğrayan
bir köle tüccarına
hâlâ birkaç mili kalmış
bir katır olduğumu söylediği
tam o anda,
tam orada
tam orada
Efendi-Doktor
nasıl canımın yandığını
hiç görmeyip
şöyle dediğinde:
dayanıklı, yaşlı bir kızdır o,
sağlam bir darbeyi/kırbacı kaldırabilir
tam orada
tam orada
kadınlığımdan kalan o küçücük
parçayı da kazıyıp çıkarıyorum ve
hayaletleşmiş kemiklerinin
dere yatağına saçılmasına izin veriyorum
hatırlanmaya yetecek kadar bile
bir şey kalmadı ondan
böylesi en iyisi.
bebek yok.
parçalanmış rahim.
kan ve ... ve
Geçmiş ve gelecek elemli saatleri –ki hiç ve ma'dum ve yok olmuşlar– şimdi düşünüp sabırsızlık göstermek ve kusurlu nefsini bırakıp Allah'tan şekva etmek gibi "Of, of!" etmek divaneliktir. Eğer sağa sola yani geçmiş ve geleceklere sabır kuvvetini dağıtmazsa ve hazır saate ve güne karşı tutsa tam kâfi gelir. Sıkıntı ondan bire iner.
Aynen öyle de geçmiş ve gelecek elemli saatleri –ki hiç ve ma'dum ve yok olmuşlar– şimdi onları düşünüp sabırsızlık göstermek ve kusurlu nefsini bırakıp Allah'tan şekva etmek gibi "Oof, of!" demek divaneliktir. Eğer sağa sola yani geçmiş ve geleceğe karşı sabır kuvvetini dağıtmazsa ve hazır saate ve o güne karşı tutsa tam kâfi gelir.
AZAK GAZASINDAN FETİH YAPILMADAN KIRIM DİYARINA GİDİŞ
A ZAK kalesi altından Bahadır Giray Han'ın ordusundan, olan Ulah, Boğdan ve Erdel askerleri ile kalkıp, kale dibinde de-nize karışan Ten (Don) nehrini geçmeye başladık. Nehir sa-kin akıyordu. Han hazretleri hemen askeri ile birlikte atını suya vur-du, su özengilerine akmadan karşıya geçti. Diğer askerler dahi ålet ve eşyalarını tulumlara koyup, bunları at kuyruklarına bağlayarak nehri geçtiler. Batıya doğru yirmibir saat Heyhat sahrasında Tatar ilgarıyle giderek, Borebay denilen yere geldik.
Borebay: Burada, Azak Kalesi'nin batı tarafında denize dökülen Büyük Ten nehrinin bir kolu akar. Bu kollar, Moskofların ileri dağ-larından çıkar ve üç yerden Azak denizine dökülürler. Kamışlık ve sazlık içinden geldiği için, suyu o kadar lezzetli değildir.
Nehir sahilinde yaşayanların yüzlerinin rengi sarıdır. Boğazla-rında «Koşkȧ» dedikleri yumru, şiş bir et parçası vardır. Burası ga-yet güzel çimenlik olduğundan, Tatar askerleriyle oturularak zevk ve sefa olundu. Üçyüz at kurban edilip yenildi. Benim ilk olarak at eti yeyip Tatar askeriyle sefere gidişim, işte bu Azak seferidir. Ben aslında Tatar Hanı'na bağlı idim amma, Mansurlu Kaya Bey'in adamları ile düşer kalkardım. Birer namlı atlarımız vardı. Bu Man-surlu kabileleri, Kırım'ın «Yurdake» leridir. Yani Kırım adasının sa-hibleridir. Gözleve kalesi tarafındaki «Mankıt illeri bunların yurd-larıdır. Gayet temiz atları olur. Et ve yağlarının çayır etinden farkı olmaz. Gayet kuvvet verici ve kolay hazmedilir etlerdir.
Bu menzilde sabahladık, Güneş doğarken, bütün koğuşlardan ot ağaları yer yer kös çaldılar. Bütün Tatar gazileri atlarına bindiler. Sekiz saat yol alındıktan sonra, Süt Nehri kenarına geldik. Burayı da atlar ile geçtik. Kıyıları çimenlik olduğundan istirahata