Kahraman Tazeoğlu bu kitabında şöyle diyor, "Hayat gerçekten acımasız. Yenilirsin, düşersin kimse yardım etmez. Ama tek başına ayağa kalktığında herkes "yanındayım" der. (syf224) ne doğru demiş Tazeoğlu. şeklininde şeklini, durumunda durumunu gördüğümüz şu devirde anlıyor insan neden yalnız kalmak istediğini.
bir diğer bir yerde şöyle diyor Tazeoğlu, "Devam etmek her zaman daha iyidir. Durmak, beklemek bizi bir yere götürmez. (syf162)
ne doğru söz. ne doğru bir alıntı. her şeye rağmen yine de ayakta durma kuvvetimiz bu yüzden gelse gerek.
bu kitapta Adal ve Efil'in hikâyesini okuyoruz. sırlar arasında geçilen çocukluk ve gerçeklere dönüş, aidiyete dönüş, kavuşma anı. Efil bir psikiyatri ve onun hastalarından en çok Beril Hanım'a üzüldüğümü söylemeden edemeyeceğim. Beril Hanım çok kötü şeyler yaşamış bunu bu kitabı okurken sağ duyumuzla hissedebiliyoruz. ve ben cidden üzüldüm her anlamda...
daha sonra Efil'in annesinin babası tarafından öldürüldüğüne,
Adal'ın babasının Efil'in babası tarafından öldürüldüğüne,
dedesi Aziz'in hapise girmek zorunda kalmasına,
Efil'in Kemal Hoca tarafından büyütülüp, psikolojik tedaviler alması gerektiğine şahit oldum. konusu bakımından benim oldukça ilgimi çekti ve 29 saat gibi kısa bir sürede bu kitabı bitirdim. her anlamıyla güzeldi. Tazeoğlu'nun anlatım dilini beğendiğimi de anlatmadan geçemeyeceğim. Tazeoğlu konusunda sadece Bukre kitabı konusunda endişelerim var. onun harici yazarı ve akıcı dilini seviyorum.
şimdilik bu kadar hoşçakalın...
Sözlerle dolu bir eser, aşka dair içerlemelerle ve hüzünlerle dolu. Yazar ne çekmişse artık! Felsefik sözleri en çok ilgimi çekenler oldu. Zamanınız varsa okumanızı tavsiye ederim. Sözlerin çoğu bilindik şeyler...
İki SözKahraman Tazeoğlu
Sevmenin kadını erkeği yok işte kim giderse gitsin kalan için hep bir yaradır aslında...
Şiirler ne anlatırsa anlatsın açısı sevdası bitmez ve geçmez...
( Hakkaniyetli Sevdalar olursa )...
EyvallahKahraman Tazeoğlu
EyvallahKahraman Tazeoğlu · Destek Yayınları · 20201,851 okunma
3 il fərqlə 2ci dəfə oxudum, 2 ci dəfə ağladım sətirlər arasında. Amma belə şeylər ancaq romantik kitablarda olar. Bir tərəfdə qızı sonsuz sevgi ile seven gənc, digər tərəfdə illərlə o xoşbəxt olsun da uzaqda olsa da olar deyen olğun insan. Düşünürəm o hekayənin "Fəzası" olsam mən nə edərdim? Bilmək istəyərdim canımdan çox sevdiyim adamın başına gələnləri?
Ya da"Koray" olsam bu qeder düşünə bilerdim qadınımı?
Ya "Mehmet" olsam necə? Sevdiyimi ikinci dəfə itirməyə razı olardım? Sevmək belə bir şey idi? Vazgeçtim
Çoğu alışkanlığım gibi okuma alışkanlığımın da sekteye uğradığı bir zamanda okudum Vazgeçtim kitabını.
Vazgeçmek ne hüzünlü kelime değil mi?
Kaçımız sevdiğimiz şeylerden vazgeçebiliyoruz?
Sorsak hangimizin zararı olmayan alışkanlığı yok ki?
Vazgeç dediğimizde bin bahaneler sıralanır yok efendim şöyle de böyle de ..
İçtiğimiz sigara, çay, kahve. Elimizde ki telefon, kullandığınız uygulamalar.
Biz vazgeçmedikçe o çalıyor bizden birşeyleri.
Önce zamandan vazgeçiyoruz, dünyada dengi olan başka bir şey yokken.
Sonra kendimizden.Milyar içinde sadece "bir"ken.
Kendinden vazgeçen insan , sevdiğinden vazgeçmez mi?
"Onun kaderi aşkı uğruna aşkından vazgeçmekti"!
Bu da bir çeşit zulüm değil mi? Sevgide sadaka mı olur?
Gerçekten sevseydi vazgeçmeyi göze alabilir miydi?
Yazarı yüzyüze İstanbul da imza gününe,hatta şiir dinletisine gidip tanımıştım.Öyle aman aman hayranı değilim okuyun , harika falan deyip yıldızlar takmayacagım hayal dünyanıza.
Normal bizim Yeşilçam tadında aşk hikayesi işte.
Bir taraf daima fedakarlık eder,ama karşı taraf bundan nasıl bir ruhsuz ruha sahip haliyle zevk alıp karşındakine can çekiştirerek onun acısının üzerinde tepinerek yaşayıp yinede nasıl sevilebiliyor bilmiyorum.
Seven mi enayi!!! Sevilen mi şanslı.
Seven mi kör?
yoksa sevilen mi acımasız o bile meçhul.
"Aşkın gıdası mesafe."der, Peyami Safa ve ardından ekler:
Samimiliğin tabancası ikisini de yaraladı
"Terk etmek gereken şiirin kaçıncı satırında unutur insan?"
Belki ilk, belki de son sayfasında.
.youtu.be/49Kh1mS4Fhs?si=...
Belki varlığı,belki de yokluğunda.
Vazgeçtim,severken,çok değer verirken,belki de onun mutluluğu için ondan bile vazgeçtim.
Gemileri değil limanı da yakmak gerekir.
Bazen vazgeçmekkangrenli parmaktan kurtulmak gibidir
VazgeçtimKahraman Tazeoğlu · Destek Yayınları · 20159bin okunma
Yazar Tazeoğlu, Araz demiş, sevgiden bahsetmiş, yer yer İstanbul'dan söz etmiş ki benim için ne güzel, kitaplar sayesinde hiç gitmediğim İstanbul'u, cadde cadde neredeyse ezberleyeceğim yakında. :) (derinleştirelim)
Biraz daha derine girecek olursak da eğer; kitabımızın öykü olmadığı açık ve bence mektup ya da şiir de değil tam olarak. Şiirsel bir dille anlatılmış her seferinde yarım bırakılmış mektup parçaları gibi gördüm.
Doğru tanımlayabildim mi bilmiyorum ama susmuşluğun kitabı işte...
Aslında Araz'ın söylemesi gerekenleri belki de yazar onun dilinden kaleme almıştır.
ve belki de bu yazılar Araz'ın göz bebeğinin ağladıklarıdır sadece, Kahraman(ın) gördükleri, hissettikleri... Kahramanı olmak istediği hikayenin başlamadan bitmişliği...
Aşkın susmuşluğu...
Evet yazarın, tek konu seçimiyle birlikte her parçası, susulmuş mektuplardaki her haykırışı hep aynı kişiye... Bu noktadan baktığımda
evrensellik biraz daha geri planda kalmış diyebilirim.
Böylelikle kitabı okurken "Tamam artık boğuldum, ne zaman bitecek?" Demeniz olası bir durum olacaktır. Azıcık ben de hissettim öyle.
Ama benim açımdan çokta boğucu sayılmazdı.
( Bazı bazı kendimden parçalar bulmadım da değil.)
:)
Hem... hem dedim ya, bu eser suskunluğun eseriydi. Dinlemek istedim bir nebze olsun, duyma fırtınaları esti kalbimde.
Ayrıca; kahraman(ın) sırtını ısıran sırtlan metaforu, çok güzeldi.
Düşünün ki, sırtınızdan hiç inmeyen bir sırtlan var ve onun yüzünden git gide tükeniyorsunuz.
Dik duramıyor, sürekli eksiliyorsunuz. Annenizin yanınızda olmasını istiyor, çığlıklar basıyorsunuz fakat hiçbir dönüt alamıyorsunuz. Çünkü belki de o da yerle yeksan ya da kalbinde sizin yerinize koca bir kayayı büyütüyordur.
Babanız...
Babanız, düştüğünüzü görüyor, bir tekme de o atıyor ve evet, yerinizden bir daha