Ne olursa olsun, hiç ama hiçbir şey o ilk anların yerini tutamıyor. Birbiriyle ilk kez bütünleşen bedenierin tutkuya ani kaçışları ... İki ırmağın kavuşması kadar doğal ve coşkulu. Bir ömür boyu sanki sadece bu an beklenmişcesine bedenler konuşuyor ve yeryüzündeki her şey susup dinliyor. Yalnızlıklar unutulmuş, yaralar sarılmış; bu tehlikeli, karmakarışık, anlamsız dünyada sağ kalmaya çalışan korku dolu bir canlı bir başka var lığa sığınıyor, gelip geçici bir güvenliğe, sahte bir cennete ka vuşuyor. Hayatın olağanüstü güzellikteki müziğini ansızın duyuveriyor. O müzik hep oradaymış aslında ama o hiç durup kulak kabartmamış.
Buradan çok önemli bir hakikat çıkıyor: Hiçbir seçeneğin kal-madığında, önünde görünen tek seçenek ne kadar imkânsız ve saçma görünürse görünsün, elinden geleni yap ve o kapıya doğru koş. O anda sen kapının açılıp açılmamasından mesul değilsin, o anda sen o günahtan uzak durmak için o kilitli ka-pıya koşmakla mesulsün. Sen bunu yaparsan, Allah o kapıyı açar ve en beklemediğin şekilde sana çareyi sunar; Aziz'i kar-şına çıkarır. O anda ne Züleyha ne de Yusuf [as] Aziz'in bir anda ortaya çıkmasını bekliyordur. Kocasının yan odada veya yakınlarda olsa böyle riskli bir işe kalkışmaz Züleyha. Belki de Yusuf [as] hizmetçilere sesini duyurmak amacıyla koştu ka-pıya fakat Allah hepsinin efendisi olan Züleyha'nın kocasını denk getirdi.