Bu dünyada anası babası hayatta olmayanlar var, bir de hayatta olup da yanında olmayanlar, yanında olup da umrunda olmayanlar var.Hepsi ayrı yara.Ama o son yokluk, çok büyük bir yokluktur insan hayatında, doldurulması kabil olmayan bir yokluk.
Bütün arzusuna rağmen, o gün ağlayamadı. Gözleri yandı,yandı,bir damla yaş çıkmadı. Aynaya baktı. En büyük kederin karşısında,bir gece uykusuz kalmış insan çehresinden başka bir çehre almak kabil olmayacak mıydı?
Ama Kabil yaşadı, çocukları oldu, Habil ise sadece öyküde yaşıyor. Biz Kabil’in evlatlarıyız. Binlerce yıl sonraki bir asırda, bizim üç yetişkin adam olarak oturup bu cinayeti sanki dün King City’de işlenmiş ve henüz mahkemesi görülmemiş gibi tartışmamız tuhaf değil mi?