Puan vermedi·155 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 15:38
Belkide okuduğum en iyi öykü kitabı. Tabi salt öykü ile sınırlandırılacak bir eser değil...Çünkü yaşamın içinden,hayata yakın. Dokunabilme,hissetme ve arzunun belkide yaşanmamış gizemiyle örülü bir hikaye. Varoluşu felsefi bir havayla satır aralarına serpiştiren yazar, orada olabilme isteğini kamçılıyor. "Ben de orada olmalıyım ve yaşamalıyım" der gibi. Kabuk adam, ötelenen bir kimliğin insan içine çıkma serüvenine şahit oluyor. Aşk, acı ve umudu yoğuran güçlü dokunuşla diyalektik bir direncin çıkmaz sokağı...
Edebiyat
Kabuk AdamAslı Erdoğan · Everest Yayınları · 20185bin okunma
Yoruldum
Puan vermedi·160 syf.·
2026 2. kitabı
David Le Breton’un “Hayatı Yürümek”’teki bu muazzam tespiti, insan ruhunun ironisini çok güzel özetliyor; ama metindeki o "idealist" ve keşif dolu arayış, 60 yıllık hüsrânın ve o amansız, kabuk bağlamış olgunlaşmanın süzgecinden geçince; ortaya romantizmden ziyâde, bedeli çok ağır ödenmiş bir "eve dönüş" şiiri çıkıyor! Varoluş sevgisinin, kırılan beklentiler ve amansız bir olgunlaşma neticesinde keskin bir hınca, hattâ sinsi bir nefrete dönüşmesi, bendeki trajik-felsefi zirveden sonsuz bir düşüşe yol açıyor. Cioranvârî bir karanlık, Le Breton’un o adımlarına eşlik ettiğinde ortaya çıkan manzara çok daha sert ve sarsıcı oluyor. "Sevgiden süzülen nefretin" ve hüsrânın damarlarımda artan dozunu hissediyorum artık. Bir dönem peşinden koştuğum Thoreau’ya çok kırgınım çok… Breton'a Cevap Otuz Metrelik İllüzyon Altmış yıl boyunca bu yeryüzünü delice sevmenin bedeli, Amansız bir hınca, sinsi bir nefrete teslim etmekmiş kalbi. İthaka bir vahâ değil, açık denizlerde kurulan bir tezgâhmış meğer; Vâroluşa duyduğum o kör aşk, kendi cellâdını beslemiş içimde. Evimin iki adım ötesindeki o nehir, yanı başımdaki o sağır tepe... Her şey buradaymış; ama bunu bilmek için dünyâyı yakmak gerekmiş. O "içsel manyetizma" dedikleri, bizi hayâta çağıran o şefkâtli arzu, Şimdi
Duygu ve Düşünce
Hayatı YürümekDavid Le Breton · Sel Yayıncılık · 202376 okunma
Reklam
9/10
·144 syf.··
2026 29. kitabı
Emine Erdem Alpyürek kitabındaki hikayeleri iki kısma ayırmış Gönül Kışı ve Gönül Yazı . Yirmi tane kısa öyküsünde ilk bölümün en dikkat çeken öyküleri Akıntı, Tünel ve Kabuk. . Zehra ısınamıyor bir türlü. Ocağın dibinde eli belinde motifiyle dokunmuş dasdarın üzerinde bağdaş kurmuş, ellerini ateşe uzatıp duruyor. Mangalın üzerinde fokurdayan taze kekik çayından bir fincan daha dolduruyor kendisine. sayfa 13 . İkinci bölümde ilk dikkatimi çeken öyküler sırasıyla Nasıl Bilirdiniz?, Yasa İçi Örgüt ve Son Bir Kahvaltı. . O güne kadar Ayla'nın kedilerine ses etmeyen Coşkun Bey, bu hücum karşısında ayaklanıp elini kolunu sallayarak yıllardır etmediği sitemi sıralayıverdi. sayfa 106 . Her öyküsünde ayrı bir tat var nerede biteceğini heyecanla bekliyorsunuz. Bittiğinde acaba devamı nasılsın olur diye kafanızın içinde kirk tilki dolaşıyor. . Adayların hepsi istifa etmiş. Hiç işinden kovulan, ya da affedilen yok. Allah için bir tanesi de patronla anlaşamadık desin - ki %90'ı kavgalı ayrılmış, sonradan öğreniyorum. Ya da biri de ücret az geldi, gözüm yükseklerde desin. sayfa 126 . Ruhumun Aynası @edebiyatistyayinevi @erdemalpyuruk #ruhumunaynasiileokuyoruz #buradaherkestanıdık
Burada Herkes TanıdıkEmine Erdem Alpyürük · Edebiyatist Yayınları · 20254 okunma
Kitaptan Kalanlar: Körlük - Jose Saramago
10/10
·336 syf.··
2026 4. kitabı
Kitaptan Kalanlar | Jose Saramago - Körlük "José Saramago, okuru yalnızca bir hikâyeye değil, insanın içindeki karanlığa bakmaya davet eder." Körlük okuyanlar genelde ikiye ayrılır. Bir kısmı kitabı insanlığın karanlığı olarak hatırlar, diğerleri ise en karanlık yerde bile kalan o küçük iyiliği. José Saramago bu romanda bir salgını değil, medeniyet dediğimiz şeyin ne kadar ince bir kabuk olduğunu anlatıyor. Düzen kaybolduğunda insan neye dönüşür? Ve bütün karanlığa rağmen insan kalabilmek mümkün müdür? Körlük, huzur veren bir kitap değil. Ama insanı uzun süre düşünmeye zorlayan bir kitap. José Saramago
Edebiyat
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,9bin okunma
Fazla Uzaklaşmış Olamaz
Puan vermedi
Yaralar tazeyken acılar daha büyük sanırız. Ama Kevser Hattatoğlu bize Kesik, Kabuk ve Dikiş İzi başlıklarıyla üç bölümde insana ait yaraları anlattığı öykülerinde yaranın bazen kabukken bazen de yara izinin kesikten daha fazla can yaktığını anlatıyor. Alışkanlığa dönüşen yalnızlık, ayrılık ve terk ediliş fanusta yaşamaya itiyor bazen. İnsan acıya değil onun kendisini dönüştürdüğü yeni hale alışabilir en fazla. Veya kanıksar durumunu. Öykülerde bunun işlendiğini görüyoruz. Hattatoğlu'nun karakterlerini geçmişin izinde buluyoruz çoğu zaman. Kimi zaman herşeyi unutan bir babanın en küçük çocuğu oluyoruz. Torunlarını seven bu ihtiyarın elleri birden bizim de başımızı okşuyor. Domates konserveleri anıları canlandırıyor. Bir ses bize de pişmiş aşa su katılmaz diye sesleniyor konserve açarken. Salıncakta sallanıyor küçük bir kız. Hayattan kaçmak için saklanılacak en iyi yer çocukluktur çünkü. Başka bir kız babasının ceketinin askıda oluşuna güveniyor. Fazla uzaklaşmadığına emin babasının. Bu aralarında bir işaret. Handelibe bu anıların canlandığı bir şehir oluyor bazen. Kitapta dikkat çeken başka bir tema insanlık yaraları. Yazarın Gazze'yi anlattığı Captcha, sorgulatıyor tekrar insanlığımızı. Limon ağacında bir çocuğun büyümesine tanık olıyoruz çünkü daha doğmadan katlediliyor bebekler. Camdaki leke öyküsüyle bizi kalbimizden vuruyor yazar. Bizim leke olarak gördüğümüz şeyin bir mülteci teknesi olduğunu söylüyor. İronik bir dille yapıyor bunu. Oysa ne kadar da emindik başta camdaki o lekenin bir su ya da en fazla bir sinek ölüsü olduğuna. Daha ne olabilirdi ki! Yazarın aynı zamanda bir seslendirme sanatçısı olması her hikayeyi kendi sesiyle duymamızı sağlıyor. Öykülerde fonetiğin ön planda olduğunu görüyoruz. Dilin ustalıkla, betimlemelerin yerli yerince kullanıldığına
Edebiyat
Fazla Uzaklaşmış OlamazKevser Hattatoğlu · Şule Yayınları · 202518 okunma
8/10
·336 syf.··
2026 163. kitabı
Kılıf #okudumbitti Masal’ın derdi yalnızca geçmişle değil; geçmişin bugüne sızan gölgesiyle… Çocukluktan kalan o eksik parça, terk edilme korkusu, “güvende olayım da nasıl olursa olsun” diye kurulan seçimler… Hepsi birikip insanın üstüne giydiği görünmez bir kabuk haline geliyor. Masal’ın yıllardır tuttuğu evlilik, dışarıdan bakınca “düzen” gibi dururken; içeride bambaşka bir yalnızlığın sesi var. Ne dramatize ediyor, ne de okura “şöyle düşün” diye zorla bir yerden tutuyor. O “kılıf” fikri o kadar yerli yerine oturuyor ki, bir süre sonra insan ister istemez kendi hayatındaki kılıfları yokluyor… Neyi korumak için saklıyorum? Neyi sakladıkça büyütüyorum? diye. Ve sonra o röportaj… Hikâyenin yönünü değiştiren şey aslında bir olaydan çok, bir kapı aralığı gibi. Geçmiş bir anda geri dönünce, herkesin zamanı başka türlü akmaya başlıyor. Kırgınlıkların, pişmanlıkların, yarım kalmış cümlelerin “bitmediğini” ama bitirilebileceğini görmek; kitabın duygusunu daha da yoğunlaştırdı. Yazardan okuduğum ilk kitaptı. Kalemi çok içten, çok akıcı ve duyguyu sahici kuruyor. Karakterlerin kusurları var; bu da onları daha gerçek yapıyor. Bazı anlarda Masal’a kızdım, bazı anlarda sarılıp “tamam” demek istedim… İyileşmek bazen “kopup gitmek” değil; kökünü görüp, orayı onarmayı seçmek. Eğer siz de “ben aslında neyin arkasına saklanıyorum?” sorusunu kendinize sormaya hazırsanız, Kılıf tam zamanında bir okuma olabilir. @emeloda @mumkunkitap #kılıf #bookstagramturkey #kitapkolikkafasikitapyorumu #reklamdeğilöneri
KılıfEmel Şimşir · Mümkün Kitap · 20269 okunma
Reklam
Reklam