Koçu’da masal değil, İstanbul’un kirli ve saklı tarihi var.
Bu kitap, Osmanlı sarayının gölgesinde büyüyen bir “piç” üzerinden; iktidarın, entrikanın, harem düzeninin ve insanın nasıl harcandığının hikâyesi. Koçu yine tarih kitabı yazmıyor; tarihin arka sokağını anlatıyor.
Kızlar ağası gibi sarayın en güçlü figürlerinden birinin çevresinde dönen:çıkar ilişkileri,cinsellik,sınıf farkı, iktidarhırsı, kimliksizlik hepsi çok çıplak ve filtresiz veriliyor.
Koçu’nun dili akademik değil; dedikoducu, mahalle ağzı gibi,
Sanki biri sana “Bak, tarih kitaplarında yazmayanı anlatayım” der gibi.
En vurucu tarafı şu:
Sarayın ihtişamı değil, insan öğüten mekanizması kalıyor akılda.
“Piç” kelimesi burada sadece bir hakaret değil, bir kader:
Soyu belirsiz olanın, tarihte de yeri yok.
Bu romanı okurken şunu hissediyorsun:
Tarih sandığımız kadar asil değil; çoğu zaman pis, karanlık ve acımasız.