Kader/ecel Degisme meselesi ...ve (ecellerini) öne de alamazlar" (A'râf Suresi, 34. ayet) ibaresi, "Ecelleri geldiği zaman..." ayetindeki şart ve ceza cümlesine matuftur (bağlanmıştır). Çünkü "fâ" harfinin etki alanında bulunan kelimeler bu kurala tabidir. Dolayısıyla "Ecelleri geldiği zaman..." ifadesi, iki cümlenin sonuna kadar "Her ümmetin bir eceli vardır" ibaresine matuftur. Bu iki cümleden her biri —yani şart-ceza cümlesi ile "...öne de alamazlar" cümlesi— aralarında kronolojik bir sıra olmaksızın "fâ" harfinin kapsama alanındadır. Ayetin manen takdiri şöyledir: "Onlar o eceli bir an bile öne alamazlar ve ecelleri geldiği zaman ondan bir an bile geri de kalamazlar.
ZULÜM ALLAH'TAN MI GELİR: Dımaşkî - İktidar ve Kader
Hicrî 125 (M.S. 743) yılına yaklaşırken Şam’da, Bâb el-Ferâdîs “Cennet Kapısı” denilen kuzey sur kapısının önünde bir kalabalık toplanmıştı. Kapının altında, az sonra idam edilecek, elleri ve ayakları kesilmiş bir adam vardı; bazı rivayetlere göre, son sözünü söyleyemesin diye dili de kesilmişti. Yanında, bir zamanlar adaletiyle ünlü Halife Ömer b. Abdülaziz’in muhafızlığını yapmış olan müridi Sâlih b. Süveyd duruyordu, o da asılacaktı. İnfazı emreden, dönemin güçlü hükümdarı Hişâm b. Abdülmelik’ti. Asılan adamın adı Gaylân ed-Dımaşkî’ydi. Suçu bir isyan, suikast ya da ihanet değildi. Suçu, tek bir cümleydi: “İnsan, yaptığından kendisi sorumludur.” Bugün bize sıradan bir hakikat gibi görünen bu cümle, sekizinci yüzyıl Şam’ında bir adamın hayatına mal oldu. Çünkü o cümlenin arkasında, düzeni sarsabilecek bir cümle gizliydi: Eğer insan yaptığından sorumluysa, halife de yaptığından sorumludur ve zulüm “Allah böyle takdir etti” diyerek meşrulaştırılamaz. ŞAM’IN KÂTİBİ, SARAYIN İÇİNDEKİ YABANCI Gaylân ed-Dımaşkî’nin hayatına dair elimizdeki bilgiler sınırlı ve yer yer tartışmalıdır. Tam adıyla Ebû Mervân Gaylân b. Müslim, nisbesiyle el-Kıbtî ed-Dımaşkî, muhtemelen Mısırlı bir Kıptî ya da Himyer’in Kıbt koluna mensup bir aileden geliyordu. Her halükârda Arap aristokrasisinin dışında, mevâlî (azatlı) tabakasına mensuptu. Babasının Emevî hanedanına bağlı bir azatlı (yani köleliği sona erdirilmiş kimse) olduğu aktarılır. Kendisi ise Şam’da, imparatorluğun kalbinde, devlet kâtipliği yapıyordu. Kaynaklar onu, Abdülmelik b. Mervân’ın oğlu Saîd’e öğretmenlik yapacak kadar saraya yakın gösterir. Daha da önemlisi, sonradan “İslâm’ın en âdil halifesi” diye anılacak olan Ömer b. Abdülaziz onu yanına almış, vaazlarını dinlemiş ve bazı reformlarda ona dayanmıştı. ADALET SÖZ DEĞİL,
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
yahudi meselesi
Yahudi kavmi kuranda lanetlenmiş peygamber katillerinden teşekkül bir topluluktur. Ellerinden hiç bir iş gelmez bu korkak topluluk ahlaksız ve çıkarcı inançları sayesinde tefecilik yapabilmiş ve hızlıca zenginleşmiştir. Milletlerin sırtına yapışan bu asalak sülük onların kurumlarına ve şirketlerine sızar o ulusu mutlak yozlaşmaya mâhkum eder. Bu soyu anasından devam edenler topluluğu, kendilerini dünyanın merkezi görmekte, kendi peygamberleri Tanrıyla güreşte onu yenmekte, onlar Tanrının seçtiğiyken diğer tüm halklar ise onlara hizmet etmeli erkekleri köle kadınları cariye olmalıdır. Ve yine onları çok seven Tanrıları onlara devasa topraklar vad etmektedir. Biz, ahlaki olarak gelişmiş dürüst uluslar insan hakları gibi kavramları geliştirdik. Onların şeriatları ise bir memleketi ele geçirdiklerin de tüm erkekleri katletmektedir. İnsandan aşağı olan bizlere karşı ise merhametleri yoktur. Tehlikede burada başlar çünkü bu kavim sadece evini savunan masum biri değildir, Tanrıları onlara devasa araziler vad ederken bu onları mutlak bir emperyalizme matuf eder. Ve benim Yurdumda onların arazisi içindedir(!) Bu da gösteriyor ki Yahudiyle aramda Tanrısal bir kan kavgası vardır, yüzlerce yıldır yurdum olan yer güya onların istila edilmiş topraklarıdır.Ve onu seven, onunla ortak olan, onunla çıkar birliği olan kimsenin cephedeki yahudiden farkı yoktur! Kurşun ister namludan, ister borsadan, ister gönülden gelsin ciheti aynıdır! Düşmanım aynıdır! Lanetullahi aleyh
Din
Aday Ofisi: Gerçek Sinyal mi, Kozmetik mi? İkisi aynı anda. Tüzüğe mekanizma eklemek, adaylık sürecini kişisel pazarlıktan kurala bağlama niyetini gösteriyor; bu gerçek. Ama mekanizmanın değeri, ilk gerçek baskıda nasıl davranacağına bağlı. PM'i genişletmek ise klasik iç denge kurma refleksi; bunu dönüşüm sinyali saymak zor. Yargı: Şimdilik niyetin kurumsal, uygulamanın belirsiz olduğu bir geçiş noktası. Özel'in Formülü: Modelimizin En Güçlü Karşı Kanıtı Bu en önemli veri. "Kendini denklemden çıkarma" hamlesi, lider odaklı siyasete gerçekten aykırı ve kurumsal olgunluk göstergesi. Ama bir sınır var: Özel bunu kendi iradesiyle mi yaptı, yoksa İmamoğlu'nun tabanındaki ağırlığı karşısında başka seçeneği olmadığı için mi? Bu iki okuma, aynı davranıştan çok farklı sonuçlar üretiyor. Ön seçim vaadi de kritik. Eğer gerçekten uygulanırsa, Türkiye siyasetinde nadir bir kurumsal meşruiyet pratiği olur. Eğer İmamoğlu engellenir ve Yavaş meselesi kapalı kapılarda çözülürse, söylem ile pratik arasındaki uçurum belirginleşir. Amnezi Dişlisi: Hiç Sarsılmadı Bu dişli verilerle tamamen doğrulandı. 2017 muhasebesi yapılmadı, yapılmayacak. Çünkü yapısal engel teorik değil, somut: Masada oturanların tamamı o dönemin aktörleri. Genel Yargı Model esniyor ama çökmüyor. Dönüşümün en güçlü sinyali Özel'in formülü; en büyük yapısal zafiyet ise stratejinin hâlâ tamamen İmamoğlu'nun hukuki akıbetine endeksli olması. Yani CHP, kurumsal olgunluk ile kişisel kader arasında asılı duruyor. Bu gerilimi çözecek olan önümüzdeki birkaç ay.
Siyaset
teze betik-6/XII/١٤٤٧
🗂️""DİNSİZ BİR MİLLET YAŞAYAMAZ!_Post-Modern Dünyada Hayatın Manası Üzerine""📂📌 🧷🖍️🖊️🖋️✒️✏️📝🗒️📒📓📘🗃️📚📖Prof. Dr. Ahmed Akgündüz |||| HOLLANDA'DA ÇOK SAYIDA HRİSTİYAN, ATEİST VE HUMANİSTLERİN SORDUKLARI ALLAH'A İMAN, HAŞİR, KADER, HZ. İSA'NIN AHİRZAMANDA NÜZULÜ VE BENZERİ ÖNEMLİ SORULARA CEVAP OLARAK HAZIRLANAN VE ÇOK SAYIDA İNSANIN OKUYARAK MÜSLÜMAN OLDUĞU BU KİTABI, BÜTÜN GENÇLERE VE ÖZELLİKLE DEİZM VE ATEİZM KUYUSUNA YUVARLANMAK ÜZERE OLAN BİÇARE GENÇLİĞE ALIP OKUTUNUZ. ANNELER VE BABALAR, SİZİN CEVAP VERMEKTE ACİZ KALDIĞINIZ SORULARA BU KİTABI OKUTARAK GENÇLERİ GİRDAPLARDAN KURTARINIZ! 📏📏Allah’a İman, bilim, teknoloji ve hayatın anlamı üzerine tartışmaların giderek daha fazla arttığı bu çağda, elinizdeki bu çalışma, her insanın sorduğu hayatın manası ile alakalı sorduğu sorularını bütünlüklü ve derinlikli bir şekilde ele almaktadır. Nereden geliyoruz? Neden varız? Acılarımızın, özgürlüğün ve kaderin manası nedir? Din ile bilim gerçekte birbirleriyle nasıl bir ilişki içindedir? Bu eser, söz konusu soruları İslâm akaidinin temelleri çerçevesinde ele almakta ve özellikle Kur’ân-ı Kerîm’i bir idrak, tefekkür ve rehberlik kaynağı olarak merkeze koymaktadır. Okuyucu; Hâlık’ın birliği, nübüvvet, âhiret, İlâhî kader, insan ruhu, imanın inkişafı ve din ile bilim arasındaki ilişki gibi temel konuların işlendiği bir yolculuğa çıkarılmaktadır. Bununla birlikte evrim teorisi, acıların ve kötülüğün yaratılması meselesi, insan psikolojisi, şuur ve modern hayatın güncel soruları gibi karmaşık ve çağdaş meseleleri de dikkatli, dengeli ve anlaşılır bir üslupla ele almaktadır. Yine bu eser, imanın iç boyutuna da odaklanmaktadır. İnsanın neden inandığını anlamasına yardımcı olmaktadır. Aklî delilleri manevî içgörüler ve hayatın içinden misallerle birleştirerek, kalp ile akıl,
Bir kuş cıvıltısıyla kalbin teskin olması da nasip meselesi.